Okuduklarım

Büyükelçi

II. Dünya Savaşı sırasında Fransa'da hem Nazilere hem de Nazi işbirlikçisi Vichy Hükümeti'ne karşı çıkma cesaretini gösteren Türkiye Cumhuriyeti Paris Büyükelçisi Behiç Erkin binlerce insanın hayatını kurtarır; Türk ulusunun desteği ile tüm dünyaya insanlık dersi verir.

Tarihe ışık tutan bu kitap, Hitler'in Nazi Almanya'sına kafa tutan bir Kurtuluş Savaşı komutanının, Müslüman bir insanın, kahraman bir ruhun, Atatürk'ün yakın arkadaşı Behiç Bey'in hikâyesidir.

Hayatı boyunca Atatürk'ün fikir danıştığı ender isimlerden biri... İstiklal Madalyası sahibi,8 Şubat 1935'te Atatürk tarafından kendisine, her şart altında etkilenmeden karar alabilen anlamına gelen � Erkin� soyadı yazılı olarak verilen insan... Milli İstihbarat Teşkilatı'nın fikir babası ve Atatürk ile birlikte kuruluşundaki 13 imzadan birinin sahibi...Fransa devletinin en yüksek nişanı olan birinci dereceden Legion D'Honneur madalyası ile Alman devletinin en değerli nişanı olan birinci dereceden Demir Haç madalyasına sahip bir Türk...

İhaneti Gördüm 

Erdal Sarızeybek
POZİTİF YAYINLARI

Türk yakın tarihini anlamak için o dönemi yaşayanların anılarını objektif bir şekilde yazmaları gerekir. Askerler, siyasiler, üst düzey bürokratlar başından geçenleri genç kuşaklara aktarırsa gelecekteki yaşanması muhtemel sorunların önüne geçebilir.

Ülkemizde başından geçenleri objektif bir şekilde anlatan ve yazanlardan biri de emekli albay Erdal Sarızeybek'tir. Bir önceki kitabı Ya Gazi Paşa duyarsa ile tüm şimşekleri üzerine çeken ve yazılamayanları yazan Sarızeybek bu kez ihaneti sorguluyor.
PKK terör örgütünün 1980'lerden günümüze kadar sarmaşık gibi nasıl boy attığını ve ona bilmeden de olsa yardım eden siyasi, askeri tüm yetkilileri mercek altına alıyor. Turgut Özal'dan Tayyip Erdoğan'a askeri bürokrasiden diğer yetkililere bu sürece dahil olmuş herkes Sarızeybek'in kaleminden nasibini alıyor.

Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor

Tehlike, tehlikeyi göze almadan yok edilemez…

Yeşil Gladio’nun dinci tetikçileri…
FBI’ın yetiştirdiği dinci istihbaratçılar…
CIA’in kefil olduğu dinci cemaat liderleri…
ABD’den maaş alan dinci köşe yazarları…
Utah’ta TSK aleyhine yayın yapan dinci yalan makineleri…
Kendini peygamber sanan Amerikalı şeyhe bağlı dinci milletvekili…
“Yahudi malları almayın” deyip Yahudilerle ticaret yapan dinci gazete…
İsim isim… Olay olay…
Ergenekonvari komplolar hangi ülkelerde nasıl sahneye kondu?
George Soros’un vakıfları, gazeteleri ve politikacıları bu oyunun neresinde?
Türkiye’de hangi gazetelere, hangi kanaldan para akıtılıyor?
TSK neden hedefte?
Solcu liberallerin New York’taki akıl hocaları kimler?
Uluslararası Yazarlık Programı (IWP) Türkiye’den nasıl yazar devşiriyor?
Kim bu ödüllü edebiyatçılar?
İsim isim… Olay olay…
 

--

Kurtlarla Koşan Kadınlar adlı kitaba başlayacağım.

Deniz Som'un söyleşiler kitabını bitirdim; ilginç bir kitaptı. Dönem dönem değişik insanlarla ki hepsi bildiğimiz ünlüler, ülkenin geçmişine yolculuk yapıyor ve tanıdığımızı sandığımız birçok insanın derinliklerini görüyoruz; hatta birçok "boş" dediğimiz insanların bile.

Bununla beraber bir de Büyükelçi adlı bir kitap var ki getirdim fakat başlamadım henüz.

Bir de İzmir'de başlamış olduğum lakin babama bıraktığım Soner Yalçın'ın Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor kitabı var. Sanırım bu son kitabı İzmir'e bir on gün kadar sonra eşyaları almaya gittiğimde alacak ve bitireceğim.

Kayıp Sembol

   Kitap her Dan Brown romanı gibi elden bırakılmayan bir akcılıkla sizi peşinden sürüklüyor (ne cümle oldu be!). Beni bu derece etkileyen iki yazar var idi: J.C. Grangé ve Dan Brown. Grangé son üç kitabında bendeki etkisini yitirse de Dan Brown’un tarzı bana hala etkileyici ve sürükleyici geliyor. Bu güne kadar bu adamın uykumdan feragat etmeden bitirmediğim kitabı olmadı.
   Neyse biz dönelim kitaba. Kayıp Sembol temel olarak Masonları ele alıyor. Masonların üzerine varmaktan çok onları aklayan, gizliliklerinin altında yatan mantıklı ana fikri göstererek beklide hiçbir organizasyonun olamayacağı kadar ak bir tablo çıkarıyor ortaya. Bu başka bir tartışmanın konusu olmakla birlikte aşağıda dikkatinize sunduğum güzel fikirler ve cümleleri barındırması hoş.
   Bildiğiniz üzere, kitap çıkmadan önce bir çok tartışmaya sebep olmuştu. Masonlar hakkında derin araştırmalar ve hazırlık ile masonluk üzerine gizleri barındıran bir kitap olacağı konuşulmuştu. Oysa Masonlar hakkında bilinmeyen ya da internetten, kitaplardan, gazetelerden ulaşamayacağınız, gerçekten gizli, bilgiler yok kitapta. Masonların gizli sırlarını afişe etmekten çok hikayesine uygun olan zemini oluşturmak için kullanmış Brown.
   Kitabın hikayesi çerçevesinde önermesi ise ilginç, yoksa garip mi demeliydim? Kitap antik dönemlerden beri gelen insanlık birikimini sonuca doğru tahmin eden bir fikir etrafında başlayıp bitiyor. Kabaca kitaptaki fikri şöyle özetleyebilmek mümkün. İnsanlık büyük bir bilgiye çok uzun zaman önce ulaştı. Bizler, her birimiz, tanrısal varlıklarız. Beyin dediğimiz varlık bir organdan çok daha fazlası olarak düşüncenin yarattığı etkileşim ile gerçekliği etkileyebilme, dünyayı (ciddi ciddi, gerçekten) değiştirebilecek güce sahip. Abartarak şöyle denebilir ki bütün insanlık birlikte daha güzel daha adil bir dünyayı düşler isek gerçekten dünyayı sadece bu niyet ve düşünce gücümüz ile daha güzel bir hale getirebiliriz.
   Kayıp Sembol tarih boyunca bu bilginin zararlı ellerde silah olmasından sakınmak için gizlendiğini, fakat Buda’dan Mısır’a, İslamiyet’ten İncil’e kadar her yerde bunun gözümüze sokulduğunu söylüyor. Bu arada özellikle Tevrat ve İncil’de yanlış anlamaların, tahribatların sonucunda bu bilgiden mahrum kaldığımızı, gerçeğin örtüldüğünü veya dönüştürüldüğünü de söylüyor, ki bu ilginç bir durum tabii ki.
   Daha önce de duyduğum (sanırım Yedinci İşaret adlı bir kitaptı) bir fikir bu kitapta da var. İnsanlık antik dönemlerde teknoloji ve bilimsel bilgi olmadan “öz”e yani gerçeklere vakıf oldu ama bu saf sezgi gücü ile ulaşılan gizler bir süre sonra unutuldu. Şimdilerde ise bu sezgi ya da ruhani tarafın eksik olduğu saf aletsel bilimsel dünyada yaşamaktayız. İşte kitapta da bahsedilen bir kehanet burada önümüze geliyor: Bu aşırı maddesel olan bilimsel gelişme sezginin yerine aletlerin geçmesi döneminin sonunda ışık çağı başlayacak, insanlığa büyük gizler açıklanacak ve hep beraber dünyacek şahane olacağız.
Yani bir başka deyişle ilk başlarda ulaşılan bilgiler binlerce yıl geçtikten sonra günümüzde bu defa bilimsel olarak tekrar keşfedilecek ve hepimiz tanrının içimizde olduğunu, tanrısal bir güçle evreni belirleyecek konumda olduğumuzu fark edeceğiz. Bizler tanrılarız!
   Tabiidir ki masonluğun tarihi ilginç, hikaye ve olaylar çerçevesinde geçmişteki bir takım kişiler ve olaylar da bizlere aktarılıyor. Hepimizin bildiği, daha doğrusu insanlığın tanıdığı en büyük beyinler; mesela Newton gibi (kitapta daha bir çoğu var tabii) masonlardan çıkmışlar ve bahis ettiğimiz ana fikri destekleyecek cümlelerini okuyoruz. Yani mesele odur ki masonlar gizli bilgiyi ve evrenin sırlarını açıyorlar insanlığa ve bu büyük adamlar da mason oldukları için icatta bulunuyorlar…
   Gelelim kitapta beğendiğim bir örneğe. Sanırım masonlarla ilgili en güzel mesel bu olacaktır.
- Coca Cola gizli bir şirket midir?
- Hayır, nasıl olsun ki?
- Fakat formülleri gizlidir değil mi? Yani merkezlerine gidip Coca Cola’nın formülünü isteseniz vermezler değil mi?
- Tabii ki, şaka mı yapıyorsunuz derler
- O halde bir topluluğun gizleri olması onları gizli bir örgüt yapmaz değil mi?

Ve sizlere aktarmak istediğim cümleler:

  • Doğrusunu istersen, insanın en eski ruhsal arayışı, başka şeylerle olan ilişkisini hissedebilmek için kendi dolaşıklığını kavrayabilmesiydi.
  • Güçlü gerçeğin kendine özgü bir çekim gücü vardır ve sonunda insanları tekrar kendine çeker.
  • Ordo Ab Caho, karmaşanın içindeki düzen. Karmaşanın içinden düzen çıkması. Karmaşanın düzeni barındırması.
  • Farmasonluk bana, insanın anlama kapasitesinin üstündeki şeylere derin bir saygı duymayı öğretti. Sırf kulağa mucizevi (aklın ötesinde?) geliyor diye, bir fikri hemen reddetmemeyi öğrendim.
  • Bize akıl ermez gelen gerçekte var. Doğanın sırlarının ardında, anlaşılmaz, soyut ve açıklanamaz bir şey duruyor. Anlayabileceğimiz he şeyin ötesindeki bu güce hürmet etmek benim dinimdir. A. Einstein (nasıl? Güzel değil mi?)

   Ha unutmadan çeviri başarılı, iyi , özenli. Petek Demir Hn. İyi iş çıkarmış. En basitinden benim de katıldığım “Cloud Computing” kavramındaki “Cloud” bölümünü “imeceli” olarak çevirmiş ki biz o kadar beyin bu kadar “Türkçe” bir karşılık bulamamıştık tartışmalarımızda! :)
 
 

Elif Şafak - Aşk

   Mevlana ve Şems-i Tebrizi ama daha çok Şems.
   Kitap, Şems'i tanımam anlamında iyi geldi.
   E. Şafak
kitabın sonunda da görülebileceği gibi ciddi bir araştırma yapmış. Zaten "Elif Şafak'ın İslamiyet, kadın ve mistisizm hakkındaki yüksek lisans tezi Sosyal Bilimler Derneği tarafından ödüllendirildi." (kaynak wikiTr) cümlesinden anlaşılacağı üzere kendisi bu konulara çok uzak değil. Dolayısıyla ben eseri yetkin buldum, kendisini de konulara vakıf olduğu için başarılı bir eser vermiş.
   MatDiyorKi bölümünde de kitabın ben de uyandırdıkları hakkında yazılarım var. Hayatımın bu döneminde ihtiyacım olan bir yönlendirmeydi bu kitap. Düşündüklerinin, söyleyegeldiklerinin başkaları tarafından da tekrarlanmış olduğunu bilmek rahatlatıyor insanı.
   Kitap alınmış ve köşede duruyordu bir süredir, hatta İzmir'e yola çıkarken elim gitti de aldım, sanki zamanı gelmişti ve kendi çağırmıştı.
   Kitapta her insan gibi kendinizden bir şeyler bulacaksınız ama hayatın içinde sorunlarınızın ve insanların bu kitabı çok düzlemliliği içinde yine kendileri gibi okuyacaklarını ve siz bunun sebebini de, nasıl ve nedenlerini de yine kitabın içinde bulabileceksiniz.
   İnsan, seviyeler, yaşamda gelinen ya da takılıp kalınan merhaleler konusunda umut verici bir kitap Aşk. Farklı bir hayat algısı, sufizm için de tanışma anlamında iyi bir başlangıç.
  Hakikat nedir ve hakikat bir tane iken herkes nasıl kendi mertebesinde kendi gerçekliği içinde debelenir, hayatın çok katmanlı örgüsü ve düzlemlerin geçişgenliği, kitabın esas konusu budur.
   Aşağıda resmi bir tanıtım yazısı var ama kitabı o şekilde değerlendirmeyiniz, yazık edersiniz.
Ella Rubinstein (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte sorunsuz bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir. Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella'yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır. Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar ve aşkın peşinde kat etmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller.

Richard Dawkins - Tanrı Yanılgısı (Okunmaya Devam Ediliyor)
Bu kitapta paylaşmak istediğim bir çok şey var ki buradan görebilirsiniz.

S. Faik Abasıyanık, Tüm Eserleri; XXX (Okunmaya Devam Ediliyor)

Zecharia Sitchin - 12. Gezegen

12. Gezegen

Otuz yıllık yoğun bir araştırmanın sonucu "12. Gezegen" Zecharia Sitchin'in tartışmalar yaratan Dünya Tarihçesi dizisinin ilk kitabıdır. Bu kitapta insanoğlunun dünya dışındaki atalarının varlığı hakkında, belgelere dayanan tartışılmaz kanıtları bulacaksınız.

Dünyanın göksel atalarının varlığını kanıtlayan şaşırtıcı belgeler...

Bu kitap, dünyanın göksel atalarının varlığını kanıtlayan şaşırtıcı belgeler sunuyor. Dünyamızın, binlerce yıl önce dünya dışından gelen zeki varlıklar tarafından ziyaret edildiği ve insan uygarlığının gelişimine bu varlıkların katkısı olduğunu öne süren yazar, Sümer mitleri ve destanlarını kullanarak "Dünya Tarihini" yeniden yazıyor. Yazar, arkeoloji ve antropolojinin sağladığı verilerle bir zamanlar dünyamızda yaşamış olan üstün bir ırkın varlığını açıklayan şaşırtıcı kanıtları gün ışığına çıkartıyor.

Benim yorumum:

  1. Kutsal metinler dahil, "Tarih Sümer'de Başlar"

  2. Tanrı dediğimiz şey uzaydan gelen akıllı varlıklardır. Yaşamı ve hatta türümüzü onlar başlatmışlardır. Homo erectus'u alıp genetik müdahale ile homo sapiensi yaratan da bu varlıklardır.

  1. On ikinci gezegen 2012 gibi gelecek ve işte ortalık, asıl o zaman karışacaktır.


 

Biz Toprağı Bilirik
Bergama'da yaşanan halk ve altın şirketinin taraf olduğu olayların hikayesi.

İnsanı sıkan bir süreç bu Bergama işi.

Her şey bu kadar ortadayken kanunsuzluğun nasıl  bu kadar fütursuz olduğunu görmek çok güç.

Bir avuç köylünün verdiği demokrasi dersi ve savaşı ve göz göre göre haklarının yenmesi, hatta hayatlarının ellerinden alınması. 
Bulursanız kaçırmayın, hatta bulun okuyun; yaşadığımız ülkenin gerçeklerini görmek için.

 
Shibumi - Trevanian
Vakt-i zamanının çok satan kitabıymış Şibumi. Ee zamanın ne kadar ilerlediği aşikar mı ne? Tamam kötü değil lakin ama ama ama? Dan Brown tadını yakalayamadım. Belki de benim şuçum! :)
 
Neyse şimdi bir kere Trevanian abimiz sağlam felsefe sahibi. Özellikle Japon hayatına sevgisi ve birikimi çok iyi, damıtılmış bilgiler; alınacak feyzler gırla.
 
Olay örgüsü de iyi, ama karakterler çok siyah ve beyaz.

 
Kuzgun Harekatı
Hiç ummazdım ama şaşırtıcı derecede iyi gitti bu kitap.
 
2'nci Dünya Savaşı, Alman gizli servislerinden birinin başı Hitler'e sürpriz yapmak amacıyla İngiltere kraliçelerini kaçırmak için operasyon başlatır. Bir diğer alman haber alma yöneticisi ise bu plandan haberdar olur ve kendi adamını İngilizlerle çalışması için İngiltere'ye yollar. Heyecanlı ve sürükleyiciydi.

 
Pearl Harbour Baskını ve Sonrası

Tarafsız ve doyurucu bir kitap. Ayrıntılı bir değerlendirme yazdım, ama bulamıyorum hangi bilgisayarda! :) Bulunca buraya ekleyeceğim.
 
Bu güne göre ne kadar ilkel bir şekilde savaşıldığını, çok ufak şeylerin nasıl büyük hatalara sebep olabildiğini, tarihin nası değiştiğini, iletişimini o inanılmaz önemini görmek için İkinci Dünya Savaşı'nı heres ama herkes okumalı.
 
Siz de okuyun.

 
Reis - Gladio'nun Türk Tetikçisi
   Soner YALÇIN - Doğan YURDAKUL 

 
Kayıp Kent
Clive CUSSLER
Amaann! İş olsun diye okudum işte Nemrut'tan güzeldi ama yok bir numarası işte.  

 
Olasılıksız
Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazandı.

mat notu: okuyun, tavsiye ederim. Günlük Tekirdağ Sekiz sayfasında da biraz bahsetmiştim.


Şeytan Yemini

Arka Kapaktan: Birbirinin benzeri cinayetler işlenmektedir. Bu cinayetlerin ortak noktaları, katillerinin öldükten sonra hayata döndürülmüş ve uzun süre komada kalmış insanlar olmasıdır. Öldürülen kişiler de, onların komaya girmesine sebep olan kişilerdir. Bir tür intikam cinayetleridir bunlar. Ancak bu kişiler gerçekten katil midir? Yoksa sadece verilen emirleri uygulayan birer piyon mudurlar? Avrupa’nın birbirinden uzak kentlerinde işlenen bu cinayetler nasıl bu denli benzerlik içermektedir? Yoksa katil tek bir kişi midir? Kendini şeytanın yerine koyan, kendini şeytan sanan biri. Belki de şeytan gerçekten yeryüzüne inmiştir.

mat'tan: Seviyorum bu adamı. Ayrıntılar için
tıklayınız.





Nemrut
Vasat bir macera. Okumasam da olurdu. Nemrut bir mafya organizasyonunda değişen liderlerin ortak adı. Memleketimizle alakası yok yani.
 
Bilgi:
Toros dağlarında bulunan bir cesedin üzerindeki gümüş renkli kağıt parçasıyla başladı bütün olaylar. Gizli ellerden geçerek Washington’a ulaşan gümüş renkli kağıt bir davet mektubuydu. Yeraltı dünyasının liderlerini çok gizli bir toplantıya çağırıyordu. Ve altında bir imza vardı: “Nemrut”
(Arka Kapak)
Robert Ludlum, Altın Kitaplar, 384 sayfa


Çıplak Maymun
Desmond Morris kitabı, herkes okumalı.

 
 Secret

 

 

Levent işe yaramaz lakin, istersen yollayayım demişti. Nedir demiştim, yahu mutluluğun sırrı işte demişti. olumlu düşün ve de cart curt, gak guk gabalak işte.
Yıllar evveli bir Dianetics tecrübem olduğundan, bırak hocam deyip savuşturmuştum. Neyse, bu gün nöbetçi amiriz, kitap sen gel elime! Okuyoruz, siz izleklerle paylaşıyoruz.
efendim, şincik kitap, Allah için, güzel. Alıyorsun eline, baskısı kapağı falan, adamlar yapmış yani! Kapak kalın, sert. sağında kıvrılır kapangaçı var, mıknatıslı. Tabii haliyle bu çekim olayı açılışa ve kapanışa "hey maaşallah1" tadında bir hava vermekte. Sırrı aralıyorsun hesabı bir şekilde.
 
Neyse, efendime söyleyeyim, ben inanmıyorum bu tür düşünce sistemlerine, felsefelerine: her şey evrenin kozmik abidik enerjisi içerisinde düşünce gücüyle ve de gönül gözüyle hoyda bre güzel olur, sen gönlünü ferah tutasın!!!
 
E ne ki şimdi bu? Ağzını hayıra, bir yerini bayıra...
 
Sevgili okuyucularım aşağıda "Sır" kitabının özünü dikkatinize sunuyorum:
  • Tüm yaşam çekim yasası etrafında şekillenmektedir.
  • Neyi düşündüğünüze dikkat buyurun, en çok düşündüğünüz şeyi kendinize çekersiniz.
  • Dileğinizi kafanızın içinde şekillendirip baskın düşünceniz haline getirdiğiniz takdirde onu mutlaka hayata geçirirsiniz.
Dayanamayacağım lafa dalacağım. Şimdi ben bunları yazıyorum ama bir yandan da gülüyorum. Len bu evrendeki enerji var hadi kabul, var da sahipsiz mi bu enerji kuzum? Kullanımının kuralları yok mu? Bırakınız bu "hap yap para kap" oynaşlarını yahu; istirham etmekteyim. Okuyacaksan Kur'an oku! Ne demiş Allah (c.c.): "İsteyin, isteyin ki vereyim."

Sanki yeni bir icatları var. Sen biraz oradan biraz buradan kırpacaksın, iki üç laf - fikir, doldur gerisini safsatayla!. Sonracığıma kendim için bir şey istiyorsam namerdim, amacım sırrı insanlıklan paylaşmak arzusu! De get maynak kişi! Mel'un, sana mı düştü insanlık. Biraz oradan, biraz buradan: hadi oradan, hadi oradan!
Bu prensip iki bati sözcükle özetlenebilir:
Düşünceler somutlaşır! Bırakın düşünceniz benliğinize sızsın.
Bak bak bak! Hey yarabbim! Dünya sırrın peşinde, sen dön kendi özüne! Neden?
Kardeş, biz hepimiz bilmiyor muyuz: Bir şeyi kırk kere söylersen, olur!
Al işte sana "Sikrıt"! Buyur buradan yak.

Çekim yasası düşüncelerinizin içeriğine, iyi yada kötüye bakmaz. Düşüncenizle evrene yolladığınız kıpraşım neyse, onu deneyim olarak size geri gönderir!

Yani neymiş? Sen seni bil sen seni, Al sana ağır siklet bi "Siıkrıt" daha. Hem de Anadolu'dan. Hemi de beeedavaaa!!!

Sevgili izleklerim! Bu şekilde keyifli keyifli okuma yaparkene, kitabın sahibi geldi aldı elimden. Bende açıkçası biraz tırsmış bulundum yani. İyi saatte olsunlara mı bulaştık nedir? Yani demek istiyorum ki bu kitap çok faideli bir eser. Okumasanızda alın, evde dursun canım.

Engizek Kartalı

Aşağıda Radikal gazetesi yazarı Kışlalı'dan kitabı konu alan köşe yazısını dikkatinize sunuyorum. Benim düşüncelerim de aynı paraleldedir.
M.Ali Kışlalı
19/10/2005 (2415 kişi okudu)
 
'1996 yılı 5 Ekim sabahı harekâta başladık.
Öğlene doğru ilk haber komando birlik komutanından geldi. Bir sıcak temas oluyor ve kısa süre sonra kesiliyor. Öğleden sonra geç saatte acı bir haber geldi. Kayseri Komando Bölüğü mola vermiş, su başında mataralarını doldurmaya çalışırken onları gözetleyen PKK grubunun ateşine maruz kalmışlar, sonuç maalesef ilk ateşte 4 şehit 10 yaralı. Yakın emniyetlerini almadan mola vermek ve toplu halde bulunmak bu olaya neden olmuştu.'
 
Daha önce bölgede tugay komutanlığında da bulunan, 1995-1997 yılları arasında 3. Ordu Kurmay Başkanlığı yapan Tümgeneral Kudret Cengiz bu görevi sırasında düzenlediği ve 'Kapan Operasyonu' adı verdiği süreçte komando bölüğünün hatasından doğan olayı böyle anlatıyor.
 
1997-2001 yılları arasında dört yıl Kara Harp Akademisi Komutanlığı yaptıktan sonra emekliye ayrılan Kudret Cengiz sadece anılarını değil, eleştiri ve ilginç değerlendirmelerini Ümit Yayıncılık tarafından geçen hafta yayımlanan 'Engizek Kartalı' isimli kitabında açıkladı.
 
Daha önce de Güneydoğu'da PKK'ya karşı sürdürülen mücadelede görev almış başka askerlerin yayımladıkları anılar ilgiyle okundu. Bunlar daha ziyade mücadeledeki özveriler üzerine odaklanmıştı. 'Engizek Kartalı' ise Türk Silahlı Kuvvetleri'nin PKK mücadelesindeki başarı ve hatalarını içeren ilk kitap.
278 sayfalık kitabı hafta sonunda bir çırpıda okuduğumda, bu konuda yıllardır ayrıntılarını araştırdığım hususlarda çok şey öğrendiğimi hissettim.
 
1984-1999 arasındaki dönemde TSK'nın gündeminde, şimdi adına 'Asimetrik Savaş' denilen, o zamanki adıyla 'Düşük Yoğunluklu Çatışma' pek yoktu. TSK o yıllar NATO stratejisine göre düzenlenmişti. 1984-1987 ve 1987-1993 dönemlerinin belirgin karakteristiklerinden sonra 1993-1999 arası gelişmelerle PKK terörü, geçici olarak noktalanmıştı. Şimdi yeniden başlayan olaylar karşısında yapılacak değerlendirmelere bu yeni kitabın ışık tutacağını düşünüyorum.
 
Kudret Paşa'nın kitabı beş bölümden oluşuyor: Göreve başlayış, Erzincan-Sivas-Tunceli, İçgüvenlik harekâtında yaşanan sorunlar, Alınacak dersler,
Bugün ve gelecekte PKK.
 
Bu 15 yıllık mücadele sırasında, TSK tabii yeniden, zamanla unuttuğu, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında kalan asimetrik savaşa göre tertiplendi ve dünyada bu dönemde bu alanda en fazla deneyim kazanmış bir güç haline geldi.
 
Askerlik süresinin görece kısalığı eğitimin eğitim merkezlerinden ziyade 'görev sırasında' yapılması zorunluluğunu dayattığından birçok kayıp verildi. Yazının girişindeki örnek de, çarpıcı olarak bunu gösteriyor.
 
TSK mücadele sırasında saptanan hatalar üzerinde, bunların yinelenmemesi için tabii ki çok durdu. Harp okulları ve harp akademilerinde ders haline getirildi. Ama maalesef, büyük kayıplara sebep olan basit hataların mücadele alanında yinelenmelerine engel olunamadı. Şimdi de bunların yinelenip yinelenmediği iyi bilinmiyor.
 
TSK şimdiye kadar kendi bünyesinde ele alıp tartıştığı ve saptadığı olayların kamuoyuna yansımasını gerekli bulmamıştı.
 
Şimdi Kudret Paşa bu geleneğin dışına çıkmakla, Türkiye için yaşamsal bir konu olan 'PKK ile asimetrik mücadele'yi sivil kesimin, okurların dikkatine sunuyor.
 
Öncelikle, şimdiye kadar, bu yaşamsal konu hakkında hiç teknik bilgi sahibi olmayan meraklılar bu kitabı okuduklarında çok şey öğrenecekler.
 
Eğer TSK faaliyetleriyle samimiyetle ilgili ve meraklıysalar kafalarında yeni sorular oluşturacaklar. Ama TSK'ya, kimi çevrelerde olduğu gibi, ön fikirli açıdan bakıyorlarsa, yarım yamalak öğrendikleri konuları asker aleyhine kullanmaya kalkacaklar.
 
Ne olursa olsun, Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üyelik çabalarına girmişken TSK'nın, siyasi değil, bu yaşamsal mesleki konularına (bunlar gündeme geleceğinden) her düşünürün ilgi göstermesi, konuları olduğu kadar doğru öğrenmesi gerekecek.
 
Bu ortamda, TSK'nın mutlaka bir çağdaş yaklaşımla 'Enformasyon ve Halkla İlişkiler' alanında kendini reforme etmesi zorunluluğu bir kere daha ortaya çıkacak.

 
 

 

Hayvan Zihni

Hayvan Zihni
Hayvanlarda Akıl Yürütme ve Problem Çözme Becerisi Üzerine

The Animal Mind - 1994 James L. Gould - Carol Grant Gould Çeviri: Deniz Yurtören

Hayvanlar da akıl yürütebiliyor mu? Hayvanların da düşünme ve dil yetenekleri var mı? Princeton Üniversitesi'nde ekoloji ve evrimsel biyoloji dersleri veren etolog James L. Gould ve çok okunan bir bilim yazarı olan Carol Grant Gould, Hayvan Zihni'nde bu sorulara yanıt ararken, insan ve hayvan bilinci arasındaki farkın bir zamanlar sanıldığı kadar büyük olmadığını gözler önüne seriyor. Hayvanlardaki zihinsel süreçlere ilişkin araştırmaları, deneyleri ve görüşleri derleyip toparlayan bu kitap aynı zamanda okuyucuyu insan zihni üzerine düşünmeye de zorluyor.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 142

 

 


 

Nereye
Bu kitapta, çağında yaşananlara meraklı bir yazarın yüzyıl
dönüşümünden aktardığı gözlemleri bulacaksınız.
Kimi Türkiye’nin en ağır kriz yıllarında kimi terör ve savaş koşullarında yazılmış bu yazıların ortak özelliği, üçüncü binyılın kundağında geleceğini arayan ademoğullarının beynini kurcalayan soru işaretlerini deşmesi...
Geçtiğimiz yüzyılda kendisine yol gösteren tanıdık haritayı kaybeden insanoğlunun, yeni çağın yollarındaki istikamet arayışının izdüşümleri.
Teknolojik tahakkümden değişen cinsel kimliklere, tek kültür tehdidinden gençlerin yeni diline kadar değişimin göstergeleri...
Hem toplumsal hem de kişisel bir arayışın muhasebesi...
Kendi kalbini durdurmuş bir kalp doktorunun, körler okulunda bir resim öğretmeninin, kendi idam sahnesini izleyip yazmış bir yazarın ve iyiliğin nihai zaferinden umudu kesmeden orta yaşa varmış bir kuşağın tutanakları...
Bu vahşi koşu içinde bir türlü durup soramadığımız yaman bir soru bekliyor sizi içerideki sayfalarda: "Nereye?..."
 
 

  

Modern İnsanın Kökeni

Modern İnsanın Kökeni
The Origin of Modern Humans - 1993
Roger Lewin
Çeviri: Nazım Özüaydın
Sayfa Sayısı: 246
Boyutları: 20,5 x 22,5 cm
ISBN 975-403-097-9
11. Basım - 2500 Adet
12. Basım - 2500 Adet (Ciltli)
Modern İnsanın Kökeni'nde insanın evrimiyle ilgili son yıllarda ileri sürülen ve birbiriyle çatışan iki kuram
ele alınarak, bu kuramların güçlü ve zayıf yanları bilimsel bir tarafsızlık içinde işleniyor. Uzun yıllar New Scientist dergisinde editörlük yapmış olan yazar Roger Lewin modern paleoantropolojinin gelişimine ışık tutarken, modern insanın kökeni üzerine güncel tartışmaları şekillendiren kanıtların farklı yorumlanabileceğini de anlatıyor.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 62
 
 

 

 

 

İSTANBULLULAR

Çıtır çıtır okudum, herkes prototip kitapta zati kete'sinden tutta kadın zaten canlı varlık gibi değil tasarlanmış alemlere rahmet V2.0 olsun, kitap arada mimar adamın tespitleri ile yeni açılımlar sunuyor efendi.

Yaz 2005. Yalnızlıklar ve imkânsız aşklar şehri İstanbul. Atatürk Havalimanı. Belgin, Ayhan ve diğerleri… Sonunda artık hiçbirinin eskisi gibi olmayacağı 4 saatlik serüven.

İstanbullular romanı, Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinde, sevse de sevmese de hepsinin İstanbul' la gönül, iş, ekmek, yurt ve/veya kimlik bağları olan, 15 kişinin hayatla, kendileriyle, hiç beklenmedik büyük bir tehditle ve İstanbul' un kendisiyle yüzleşmelerinin hikâyesini anlatıyor.

İstanbul'un kendisinin de bir anlatıcı- karakter olduğu roman, modernitenin ve şehrin sınırında; genetik bilimciden-gurbetçi işçiye, taksi şoförunden-ünlü bir heykeltıraşa, tuvalet temizlikçisinden-mimarlar odası eski başkanına kadar İstanbullu 15 kişinin yollarının kesiştiği bir ortamda, yüzyılımızın göçlerle genişlemiş İstanbul' undan, dolayısıyla Türkiye' sinden bir kesit sunuyor. Bir İstanbul romanının en olmazsa olmazı aşksa elbette baş köşede yer alıyor!

13 yıl önce hayatını değiştiren trajik bir olayı İstanbul'la özdeşleştirerek şehri terk edip New York'a yerleşen Bebekli bilim kadını-akademisyen Belgin Gümüş'ün (41), orada bir sergi açılışında tanıştığı ünlü Türk heykeltıraş Ayhan Pozaner'e (38) aşık olur. Birlikte yeni bir hayat kurmak üzere İstanbul'a dönmekte olan Belgin hamiledir ve bebeği doğurma konusunda kararsızdır. İstanbul'a ve Ayhan'a olan aşkı, her türlü ihanetten çok çekmiş biri olarak onu ürkütmektedir.

Aslen Adanalı pamuk işçisi bir çiftin yedinci çocuğu olarak doğan, müstehcen bulunduğu için sürekli parçalanan Maçka Parkı'ndaki heykellerini tekrar tekrar onarmasıyla tanınan heykeltıraş Ayhan Pozaner, kendi 'İstanbul Rüyası' nı gerçekleştirebilmiş ender bir ‘İstanbullu'dur. Darüşafaka Lisesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar mezunu, ‘kendi kendini yetiştirmiş' bir insan olan Ayhan, kendisinden yaşça büyük, kültürel/sınıfsal olarak farklı bir burjuva kızı olan Belgin'e sırılsıklam aşıktır ama tıpkı İstanbul'a duyduğu ürpertili hayranlık gibi bu aşktan da ürkmektedir.

Aynı havalimanı çatısı altında pasaport kontrol çizgisinin iki yanında bekleyen Ayhan ve Belgin, aşktan ve İstanbul'dan korkarak, kararsız, tedirgin; özlemle ve suçlulukla yanarak, her an birbirlerinden, İstanbul' dan kaçmayı düşünmektedirler.

Bu sırada dış hatlar terminalinde bir dijital arıza nedeniyle bütün uçuşların iptal edildiği ANONS edilir. Herkes bu ANONS'un bir bomba ihbarıyla ilgili olduğundan kuşkulanır ve ölüm endişesiyle iç hesaplaşmaya girer.

Tuvalet temizlik işçisi varoşlu Hasret Sefertaş, pasaport polisi şoven Üzeyir Seferihisar, taksi şoförü İstanbullu Kürt Hamo Türk, Duty Free müdürü İstanbullu laik Yahudi Jak Sarfati, Moskova'dan dönen liberal işadamı Mehmet Emin Entek, onun genç sevgilisi ve asistanı Tijen Derya, türban yasağı nedeniyle Amerika'da üniversite eğitimi almaya giden türbanlı Aleynâ Gülsefer, Cannes'da bir festivale giden ünlü sinema yazarı İstanbullu Levanten Anna Maria Vernier, Fransa'da okuyan kızını ziyaretten dönen Fransızca öğretmeni İstanbullu Ermeni Ayda Seferyan, yurtdışında yaşayan kızı ve torununu ziyaretten yaşadığı Büyükada'ya dönen emekli tarih öğretmeni Kemalist Ulviye Yeniçağ, Barcelona'daki bir mimarlık konferansında Türkiye'yi temsil eden İstanbullu aktivist, ünlü mimar Erol Argunsoy, onun genç sevgilisi havalimanı barmeni İ. Baturcan Uzunçay, Atina'ya göçmüş akrabalarını ziyarete giden Boğaziçi Üniversitesi çevre bilimci İstanbullu Rum Prof. Yannis Seferis, San Francisco'daki ailesini ziyarete giden İstanbullu turizmci Susan Constance Berlin'den tatile gelen Alevî işçi Sabriye Bektaş ve Belgin'i karşılamaya gelen dadısı, dert ortağı, eski besleme İstanbullu Kete...

Bütün bunları seyrederek bizlere aktaransa, imparatorluklar şehri; Pagan, Hıristiyan ve Müslüman kültürüyle yoğrulmuş, görmüş geçirmiş, soylu, dünyanın 2700 yıldır menopoza girmemiş tek dişisi, güzeller güzeli, şehirler ecesi İstanbul'un kendisidir.

 


19

19 Hakan Karahan'ın ilk polisiye romanı "19", savaşçı karakterli Sinan Dorukan'ın, beş gün içinde, farklı ülkelerdeki bir finans skandalının izini sürerken başına gelen olayları, psişik ve felsefi bir bakış açısıyla, polisiye örgü içinde anlatıyor.
Feramuz Güvenlik'in ilk macerası olan ve polisiye bir serinin ilk kitabı olarak çıkan "19"da Hakan Karahan, yarattığı Sinan Dorukan karakteri ile Matt Helm, James Bond ve Derek Flint'in ardından 21. Yüzyıl'ın ilk gerçek kahramanını tanıtıyor okura...

Feramuz Güvenlik'in ilk macerası "19", polisiye kurgu türünün yanı sıra, içerdiği finansal detaylar, psişik olaylar ve felsefi mesajlar ile farklı alanlara da eğiliyor.

Vallaha öyle. Çıtır çıtır çerez gibi gidiyor. Arada felsefi önermeler, tüyolar var. Aikido kitapta felsefe olarak önemli yer tutuyor.
Bu kitabı okuma imkanını sağladığı iin Sn. Aysel B.'ye çok teşekkür ederim.

 
Çöl Yasasi
Misir Yargici Üçlemesi


Yargiç Pazer, II. Ramses'e karsi düzenlenen bir komployu ortaya çikarmasinin ardindan, islemedigi bir cinayet yüzünden bir kampa sürgüne yollanmis ve ölene kadar orada kalmaya mahkum edilmistir. Ne var ki komplocular, Pazer'in kisa süre önce evlendigi genç doktor Neferet'in askini, deli dolu ve gözü kara arkadasi Suti'nin yürekliligini hesaba katmamislardir.

Neferet ve Suti, Yargiç Pazer'i içinde bulundugu cehennemden çikarmak ve sorusturmaya kaldigi yerden devam etmesini saglamak konusunda kararlidir.

Büyük sfenksin muhafiz kitasini olusturan eski askerleri kim katletti? Büyük Piramit'i soyanlar kimlerdi? Firavun'un tahtinin güvencesi olan tanrilarin vasiyetini kim ele geçirdi? Pazer'in manevi üstadini kim ortadan kaldirdi?

Christian Jacq, Misir Yargici üçlemesinin bu ikinci kitabinda, bir çiftin kötülüge ve haksizliga karsi mücadelesine bizi ortak ederken, bir yandan da Eski Misir'in günlük yasamindan bin bir ayrintiyi kesfetmemizi sagliyor.

Çöl Yasasi, nefes kesici bir polisiye roman olan Katledilen Piramit'in devamidir.
 
Yazar: Christian Jacq, ISBN: 9756817631, Çeviri: Aysel Bora, Yayıncı: Doğan Kitapçılık
Yıl, Yer: Istanbul, Eylül 1999, Sayfa: 382
 
 


Merak Edilen Çin
Yazar Sami Kohen 1981 yılında basılmış olan bu kitapta Çin Halkı, Ekonomisi, Eğitim Sistemi, Toplumsal Yapısı gibgi değişik konularda söyleşilerini ve gözlemlerini dikkatimize sunuyor.


 

PETROL- PARA VE GÜÇ ÇATIŞMASININ EPİK ÖYKÜSÜ

 

PETROL- PARA VE GÜÇ ÇATIŞMASININ EPİK ÖYKÜSÜ
Yazar : Daniel Yergin Baskı Yılı : 2007 Yayın Evi : TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI Sayfa : 742

Dünya petrol endüstrisinin önde gelen otoriterilerinden biri olmasının yanı sıra Newsweek dergisinin tanımıyla "yazılarıyla geçmişi yaşama geçiren ender tarihçilerden biri olarak" Daniel Yergin, ufkumuzu açıyor,dünyayı daha iyi kavramımızı sağlıyor.

Ben çok beğendim, tarihsel perspektif içerisinde güzel bir kitap yazmış.

Yalnız kitabın basım karakteri çok ufak.

Daha önce okuduğum Rockefeller - Deterding kapışmasını merakla bekliyorum, bakalım yazar nasıl aktarmış?


  

 

Darwin ve Beagle Serüveni

Darwin ve Beagle Serüveni

 

Darwin and the Beagle - 1969
Alan Moorehead
Çeviri: Nermin Arık
Sayfa: 231, Boyutu: 20 x 26 cm , ISBN 975-403-052-9, 4. Basım - 5000 Adet
 
1831'de Beagle Plymouth'tan araştırma gezisi için denize açıldığında 22 yaşında genç bir doğabilimci de gemideydi. Genç adam kiliseye girmeyi, rahip olmayı planlıyor, Yaradılış Kitabı'nı savunabileceği bir fırsat yakalamış olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Ancak gezide karşılaştığı her şey -Tierra del Fuego'nun ilkel insanlarından Galapagos Adaları'nın meşhur ispinozlarına, depremler ve volkanik patlamalardan And Dağları'nın 3600 metre yüksekliğinde bulunan deniz kabuğu fosillerine kadar- kaderini Beagle'ın kaptanı FitzRoy'unkinden ayırdı ve insanın kökenine ilişkin bilinen her şeyi alt üst eden fikirleri ortaya atmasına neden oldu. İlerde Türlerin Kökeni'ni yazacak olan bu genç bilim adamının adı Charles Darwin'di. Alan Moorehead'in "ince kalemiyle" anlatılan, çoğu Beagle yolculuğu sırasında yapılmış resimleri içeren Darwin ve Beagle Serüveni, beş yıl süren bir deniz yolculuğunun hikâyesidir.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 40