Günlük

Twitter Güncellemeleri

 Dur şu Mustafa'yı Twitter'den takip edeyim



Baran KaresiÇuf-çuf!Bu gün Baran Umut ve ben oturduk, iki saate yakın toplantı yaptık. Konu şirketin yeniden yapılanması ve iş akış planının gözden geçirilmesi idi. Faydalı ve verimli bir toplantı oldu. 
   Nihat'lar ödeme yapmadılar, ve konusunu bile etmiyorlar. Sanırım dava açacağım kendilerine, haftaya Antalya'ya gider açarım gibime geliyor.
   Tren geldi tren! :) Baran bir aile dostlarından almış getirdi, kurduk ofise. Çok hoş ayrıntılara sahip eksiksiz bir tren seti. Yaklaşık olarak kırk yıllık falanmış. Ve fakat kurmasıydı yürütmesiydi derken ciddi zaman ve emek harcattı bizlere.
   Çocuklar gibi geçtik kendimizden. Baktık ki bu set ciddi bir seviyede, söktük bu gün ve altına bir masa, etrafına çevresel unsurlar olarak daha ciddi bir oluşuma gitmeye karar verdik. 

14/12/2007>  Trueblood bitti, yarına Bora'larda yemek var.
Gündüz Bora ile motoru temizledik, benzin aldık, dönüşte gaza asıldı ve ilk kez 100 km's seviyene çıktık. :)
   Bora'larda hep beraber toplandık ve yemek yaptık yedik. Kalabalık bir gece idi. Kunter'ler, Sinan'lar, Elif, Serdar'lar, Fırat geldiler. Beşiktaş maçına bakıldı, yenildi içildi, bol bol sohbet edildi.

BBuyEfendim bu gün Baran ile BestBuy'un açılışına gittik. Eşine bir LG X130, bir adet 1TB harddisk, usb hafıza, bir adet HP A3 deskjet yazıcı aldık. Terabayt'ı taktım dosya depolama sunucusu olan bilgisayara, yarın da ram'leri alacak ve o makinayı ana bilgisayar olarak hizmete sokacağız.

   Aynı şekilde büronun bilgi teknolojileri altyapısını da elden geçirecek ve düzenleyeceğim önümüzdeki günlerde.

   Akşam ise La Marmite'e gittik ve Anıl, Yasin, Dönmez, Kunter, Topçu, Mehmet ile yemek yedik, sohbet ettik. İzzet'i unuttuk, aradım özür diledim. Anıl'dan biraz dizi ve konser videosu aldım.

12/12/2007> Psikopat bitti. Grange'nin son kitabından daha heyecanlı, daha iyiydi.
   Televizyonumuz geldi. Memnunuz lakin şöyle bir durum söz konusudur ki bu cihaz aslında televizyon değil monitörmüş, ama tv özelliği de varmış.
   Bu gün akşam Baranaga ile iş ve yöneticilik konularında konuştuk. Değişik konular ve sebepler dolayısı ile günlerdir hazırlandığımız an geldi ve kelimelere döküldü birikimler. İki orta yaş sahibi insanın birbirlerine destek olması ve biriktirdikleri ile birbirlerine faydalı olmaları cidden keyif verici. Tabii buna bir ömür hazırlanmak gerekli, o ayrı efendim. :)
   En sonunda netbook'um için aradığım linux çözümünü buldum: wubi. Dün Baranaga'nın HP'ye kurdum; yarın da benim beyaza kurarım.
   Belki Nihat gelecekmiş, geçen geldiklerinde denk gelememiştik. Bu defa belki de ben önce gidip Antalya'ya eşyalarımı alırım; beraber döneriz. Ya da onunla döner eşyaları alıp gelirim. Tabiidir ki bir de yılbaşından sonra tekrar Antalya'ya yerleşme durumu olacak? Kim bilir?
07/12/2009> Dün peder beyin tv meselesini çözdük. Annemle Bornova Forum'daki Bimeks'e gittik, sipariş ettik tv'yi. 
   Beklememiz gereken sürede Kipa'ya gittik, annem peynir türleri, ben kitap aldım.
   Psikopat adlı kitaba başladım, CIA ile ilgili kitabı babama verdim. 
   Dün Bora'lar yelken kursundan çıkınca aradılar, beni de yoldan aldılar; hepiciğimiz. Özbek diye bir yere gittik. Ucuza süper meze balık yaptık, ziyadesiyle şahane idi. 
06/12/2009> Hande Altaylı'nın Aşka Şeytan Karışır adlı kitabını okudum. Öyle hastalıklı bir kitaptı ki kendimi kirli hissettim. İşte ben insanlarla bu sebepten anlaşamıyorum. Bu kitapta gördüklerimi yapabilen yaşam türüne insan denebileceğini kabul edemiyorum ben. Bu kadar salak olabileceklerini kabul edemiyorum. Böyle hikayelerin anlatılabilmesini bile almıyorken aklım, yaşanabileceğini hiç kabul edemiyorum. Uzun bir muhasebeye gerek yok, insanları değil, insanlığı seviyorum.
04/12/2009> Nasuh kitabı bitti. Bu arada bayramda Kaş'a gidilmişti, buradan devam edebilirsiniz fotolar ve izlenimlerim için. 
03/12/2009> Babam ince ekran (LCD) bir televizyon istiyor. Ne gerek var diyemiyorum, zira adam ömür boyu çalışmış, almasın mı istediğini? Alsın, ama bence yine de gereksiz buluyorum, o ayrı; hoş bana ne oluyorsa? Neyse efendim, benden rica etti araştırmamı. Baktık, benim gönlüm Philips üzerine idi ama ufak ekran olarak LG var, yaklaşık beş yüz lira civarında. Önce Batu'yu aradım, otele alacakları tvlere ilave olup ucuz almak için. Ve lakin, o altmış ekran takacakmış, biz o kadar büyük istemiyoruz. O beni Serdare'ye yöneltti, yeni aldı o bir tane ve araştırdı diye. Serdare'nin yönlendirmesi ile bulduğumuz LG tam HD ve istediğimiz boyutta, hem de beş yüz lira bu özellikler için iyi bir fiyat. 
    Nasuh Mahruki'nin kitabına başladım. Ayrıntılar burada.
    Baran o kadar yoğun ki şirketinin fikirsel yenilenmesi kurumsallık, iş akışlarının gözden geçirilmesi, yeniden düzenlenmesini içeren görüşmemizi bir türlü yapamadık. En sonunda dün bana: "Ben en iyisi sana randevu vcereyim, bu böyle olmayacak." dedi. :) Hatta bu akşam da ben ofisten çıkarken yarın seninle görüşebilirim sanırım dedi. 
       Nihat ve kardeşi geleceklerdi, gece ararım demişti ama sabah telefona batım arayan soran yok. Daha sonrasında fark ettim ki telefonum kapanmış meğer. Gerçi Kıbrıs Şehitleri'nde Yapı Kredi baktım bulamadım ama yarın bankaya bizim evin oralarda parayı çekip yatırmam gerekiyor.  Nasuh bu kitabı yirmi dört yaşında iken yazmış. O yaştaki birisi için beklenenden daha derin bir kitap.  Kitap bir günlük, ve Mahruki'nin ilk XXX tırmanışını anlatıyor. açısından önemli bir kitap. Ben bir tırmanma güncesi okuyacağımı sanırken bir genç insanın hayatını aklıyla kuruşu ve kendini oluşturmanın safhalarını da içerdiğini şaşırarak fark ettim.
28/11/2009> J.C.Grangé'nin yeni  kitabı çıkmış, Koloni, okundu bitti. İlla ilginç konu bulacağım diye giderek saçma mı oluyor nedir?
Sofi'nin Dünyası'na yeniden başladım.
Mezzo Tv diyorum başka da bir şey demiyorum. 
Annemle didişmiştik, anlaştık.
Bayramda Kaş?
Baran'ın şirketinin yeniden yapılındırılması konusunu konuşuyoruz bu ara.
Roman yazmaya devam.

16/11/2009>  Yahu bu Bora'ların kedisi Cosi nasıl bir hayvandır? Böyle uyunur mu yahu? Ellemeyeyim ne güzel uyuyor diyeceğim ama insanda ciddi bir elleme, okşama, öpme hisleri galeyana geliyor. Olmazki, bu kadar da güzel uyunmaz ki! Hele o patiler yok mu? :)

   Gerçek nedir konusu ile ilgili bir tartışma isterseniz buyurunuz.
   Carnivale'ye devam.
   Evrenden Torpilim Var adlı bir kitaba başladım. 
   Bora'ların restoran La Marmite de idik cuma ve hafta sonu. Batu gelmiş idi, Argın'lar, Kunter'ler, vs.
   Dün İskele'ye gittik, buyurunuz fotoğraflar hemen aşağıda. İzmir, İzmir, İzmir... :)
  
   Biraz yürüdük, sonra birer çay kahve, sonrasında ise gidip cümbür cemaat balık yedik. Pek leziz, pek güzel idi gece. Sağ karedeki plajda bize takılan köpek ile oynadık bir süre, sonra onun başka bir arkadaşı geldi. Sonrasında bırakmadı Bora'mTanık, onlara geçip film izledik. 
 
   Bu arada pek hoş bir şey daha oldu: Aston Martin gördük. Özgörkey'in arabasıydı, pek etkileyici idi. Bu kadar mı şık olur bir araç? Sonra aynı yerde yemek yediğimiz fark ettik ve Kunter: "İşte İzmir'in olayı budur" dedi, "Hep beraber aynı yerde yemek yiyorsun İzmir'de." :)
   2012 filmine gittik. Beklediğimiz gibiydi.
   Friendfeed'e cep numaramı vermiştim, aradılar kan vermeye gittim. Meğer kan vermeye değil trombosit vermeye gitmişim. İlginç bir işlemdi. Makine kanımı aldı, gerekeni ayırdı kenara, kalanını geri verdi. Toplamda yedi tur yaptı, aldı verdi aldı verdi kanımı en son, yaklaşık bir saat kadar sonra yeterince trombosit (beyaz kanmış) aldı ve bitti işlem.
  
 
   Bu sol karede sağ alttaki kırmızı hat gelen kan. İkincisinde veraber kan verdiğimiz bey. 
   Çıkışta taksi paramı vermek istediler, elli tl. sıkıştırıp elime kaçarcasına gititler yakınları. İnsanlık ölmemiş yani hala mevcut.
   Bu arada hasta bey gencecik bir diş hekimi imiş ama kendisini kaybettik dün.
13/11/2009>  Deli detayı: Otobüste deli vardı. 
Kitap okuyordum; fark etmedim. Derken birden bir kadın çığlığı, hemen akabinde ise ikinci bir çığlık, lakin bu defa başka bir kadından.
Bizimkinin deliliği ise kadın memesi ve kalçası sıkmakmış. Bizler (otobüs sakinleri olarak) ilk şoku atlattıktan sonra, kadının birisinin memesini, birisinin ise kalçasını tutmasından yola çıkarak çözdük bu durumu.
Tabidir ki, herkes deliye çevirdi bakışlarını. Deli ise elini “mıncık” konumuna getirerek kadınlardan göğsünü tutana: “Getirme memeni, getirme sen de memeni!” dedi! ?
Millet gülsün mü kızsın mı, ne etsin bilemedi bir an? Sonra aracımızdaki otoriteyi simgeleyen şoför: “Len deli!” diyerek doğrudan girdi konuya: “Adam gibi dur, indirmeyeyim araçtan!” Deli kendinden beklenmeyen bir sakillikle başını da eğip ifadesini güçlendirerek: “Tamam abi” dedi ve gözlerini kapadı.
  Neyse efendim, otobüs tekrar hareket etti. Bir süre ki, kısa bir süre idi gerçekten, deli yeni binen ve hiçbir şeyden haberi olmayan bir kadın yanındaki koltuğa doğru hareketlenince avaz avaz ağza alınmayacak küfürler savurmaya başladı! Tam o anda, yine yeni binmiş bir adam ki ama ne adam, Koca Yusuf gibi bir dev, yakasına yapıştı adamın: “İn kardeşim aşağıya!” diye gürledi hem de gürül gürül.

***
 

Aldığım ısıtıcı geldi; pek beğendik lakin beklediğimizden biraz büyük çıktı maşallah! Yani efendim neredeyse benim kadar boyu var. Kendisi "konveksiyonel" ısıtıcı. Konveksiyonel ne demek tam olarak bilmiyorum. Gerçi Baranaga şömineyi yaktığımızda bana anlatmıştı nasıl ısıttığını şöminenin: radyasyon, konveksiyon, bir de bir şey daha. Şimdi tabiidir ki ben gidip bunları da, kelimelerin Türkçe karşılıklarını da öğrenmek durumundayım, bir sonraki yazımda sonuçları sizinle paylaşırım (lafı uzatmakta da üstüme yok yani). Neyse ne diyorduk? odanız yirmi - yirmi beş metrekareden büyük değilse size şiddetle tavsiye edebileceğim bir ürün. Alınız, konforunu yaşayınız ihtiyaç var ise.Allah İle Aldatmak kitabında Y. N. Öztürk hocanın muhalefetinin sertliği ve isim vererek AKP ve RT Erdoğan'I kıyasıya eleştirmesi hatta suçlaması beni şaşırttı.

***

Haluk Bey ile görüştük; kendisi benim ilk saygı duyduğum müdürümdür. Uzun bir süreden sonra ilk kez görüştük, özlemişiz birbirimizi. Bize bir kaç hikâye anlattı; hoş bir sohbetti.
 

10/11/2009> Eskilerden bir kare.
Allah İle Aldatmak kitabı bitti, Kahve Bir Acı Hikaye kitabına başlandı.
Haluk Bey ile görüşüldü; şarapçı olmuş yüksek kalite, görüşeceğiz, sana iş teklif ederdik dedi Antalya'da olduğunu bileydik. :)
   Dün gece ayrıca M. Argın ve Fırat geldiler Bora'nın restoranına, ben de uğradım bir ara, keyifli bir muhabbet oldu; özellikle memleketin en büyük sanayi şirketlerinden birine sahip bir arkadaşımızın Feysbükü'ndeki (Facebook) çiftlik işlerine ayırdığı zamanı ve yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatması ilginçti. :)
   Ototobüste delili vardıdı, kadınların kızların mememelerini popolalarınını sıktıtı, şoför çok kızdı, yapmıcamabi dedi, sonra küfürfür ettiti, atılıdıverdi büstenten! :)
Bora ile motorsiklet ilen gider iken fotoğraf çeker iken karesi04/11/2009> İzmir'e geldi kış yağmur başladı ama fark ettim ki İzmirliler sevmiyor zira kimse giymiyor kışlık ayakkabı.
Seviyorum belediye otobüslerini, toplu taşımayı; insanları görüyorum, insanları izliyorum. Kızlar görüyorum, göz göze geliyoruz, amcalar görüyorum, birbirimize gülümsüyoruz; hayaın daha içinde hissediyorum kendimi şehirle birleşince ya da kalabalıkta yürüyünce. 
02/11/2009> Param var lakin sıkılıyorum, sıkılacağım sanırım kış böyle geçmez; bulayım bir iş çalışayım ben tekrar, ya da fransızca ders vereyim, websitesi yapayım. Len dur bak şimdi hatırladım. Ben gideyim bizim koleje, hocalara diyeyim ben buradan mezunum, var mı fakir bir öğrenci ben ona bedavadan ders vereyim yardım olsun? Tuttum bu fikrimi, yapayım ben bunu.
    Yarın kısa film festivali başlıyor, gideceğiz Bora ile. Evimin dibi kültür merkezi programını bir türlü tedarik edemedim. sanat azizim sanat, daha fazlasını hak ediyor.  
    Bora'yı aradım bu akşam, ben sanıyorum haftaya gelecek, aramam odur ki senin sitenin omurgası oturdu, yükleyeyim benim alan adında alt site olarak diyeceğim; ben geldim dedi! :) E dedim hoş geldin, iyi de ettin. Akşam Baran'dan çıktım geçtim Bora'nın Restorana. Bir kahve içtik. Siteyi gösterdim.
   Batu ile konuştuk dedim yolla artık benim kargoyu, kış geldi İzmir'de battaniyeyle dolaşıyorum senin yüzünden dedim! :) Meğer isem unutmuş Batu'cuğum. Yarın da LD'yi arayayım bari o da yollasın eşya kalmasın Antalya civarlarında.

*valla boşladık bu aralar bu işleri evet; gerçi bilgisayara giriyorum ama yüklemedim bir süredir. 
*ben de tendon anımı paylaşayım: biz basketbol oynarken arkadaşlardan birisinin aşil tendonu kopmuştu, kırbaç şaklar gibi bir ses çıktı, "lan laan n'ooluyoo lan?" diyerek pısmıştık hepimiz kenarlara üstüne gök gürüldemiş yavru kedi gibi
*arkadaş: içimden bir şeyler koptu çatır çatır deyince, bir yandan da yaklaşmaya korkuyoruz,
  *ge
lsek güvenli midir diye sordu birisi herkes yere yıkıldı gülmekten


Bir ısıtıcı alacağım, konveksiyonel diye bir şey buldum, nedir bilemedim bir türlü. Bir de duvara sılan bildiğiniz ısıtıcı var, hangisini alacağıma karar veremedim, ama kitap okumak için önemli aslında bu! :) 
Baran'ın internet bağlantısı 4Mbit/s, 589k saniye gördüm, ben böyle bir şey görmedim! 
Kitap okumaya devam, aynı anda iki üç kitap okuma günlerine geldik yine; hava bu gün kırıldı, soğuklar başlayınca daha da hızlanırım; zaten çok okuyasım da var değerli izlekler.   
   Baran ile Denizli'ye gittik o halde gelsin Yoldan ve Denizli'den ilginç noktalar: Bir dükkan, kıyafet satıyorlar. Artık kime dair kimin için bilemiyoruz lakin pano şu şekilde idi: "O adama inat kot 8 lira!" gelelim ikinci şaşılası tabelaya: Rakipsiz karpuzcu! :) Burası çok açık uçlu olacağından yorum yapmıyorum! :)   
   Eski gurmelerden (rejimde şimdi yemiyor, vallahi de yemiyor, billahi de yemiyor adam) Baran Efendi beni gerçek iddiasıyla bir lokantaya götürdü. Eh hakikatten tandır olarak kendisine notum on üzerinden ondu be! Adamlar nedense çatal kaşık getirmediler, hiç getirmezlermiş. Yanında da domates soğan biber getirmişler, onu da elle yiyecekmişiz. Yer mi mat efendi? Kürdan istedim diş karıştıracak gibi, yidim eti kürdanla! :) Ters ters baktılar ama bir şey demediler! :)
   Akşam eve geldim, yemek üstüne annem tatlı getirdi: şambali! Nuran Teyze'm yapmış, evde şambali yapılır mı, yapılıyormuş, hem de ne yapmış maaşallah! annem de bu sefer kaymağı doğru almış (bkz. kahvaltılık kaymağı tatlıyla yemek) , ziyadesiyle afiyet oldu.
24/10/2009> Efendim bir monitör alayım diyordum. gerek kalmadı. :) Çağdaş'ın varmış bir tane boş boş yatan, alamadım; içimde kaldı! 
   Bizim eski eve gittik, Eşrefpaşa'da olan hani. Büyüdüğüm eve ve mahalleye gitmek hoştu. Kiracılarımızla konuştuk, nazikçe gidin evden demek için. ben kendilerini ilke kez görüyordum ama yine de dokuzda gidip saat on bir buçuğa kadar oturduk. Evi boşaltacaklar ve sonrasında ya ben oraya geçerim, ya da satarız yeni eve geçerim. Plan bu şimdilik. 
   Sonrasında annemle Eşrefpaşa'dan eve kadar yürüdük yol boyunca muhabbet ede ede. Yaklaşık olarak bir buçuk saat kadar sürdü. 
   Eve gideyim dedim ama bora restorana gidelim dedi. orada Esra da geldi. Marmitte'in internet sitesi için konuştuk, ben yapacağım. Bu arada Esra'ya da Wordpress kurulumunu gösterecek ve öğreteceğim.
21/10/2009> Alışveriş günü: Sabahtan annemle gidip deterjan aldık (kocaman alacakmışız ben de gittim, ben taşıdım).
   Bora ile gidip motor ekipmanları aldık: kask, mont, dizlik, eldiven. Bot almadık, pantolon almadık. 
   Tabiidir ki en önemlisi daha benim evin parasıyla elimizdekini birleştirip yeni yeni ev alacağız. İşte o biraz zor olacak, git yer bak kadın denen varlığa beğendir. 
19.10.2009> Baranaga 147 (yüz kırk yedi) kilo olmuş! Yani ufak ufak ölüyor Baran. Bu gün biraz yoğun bir günmüş Baran için. Önce arabasını servise bırakmaya gittik, iki dakika bekler misiniz dediler Baran beklemem dedi (zaten babası ile buluşmaya geç kalmış). Yani arabayı vermeden gittik BestBuy’a. Baran BestBuy’ın bir takım işlerini yapıyormuş, hep beraber bir bakmaya gittik.
 
BestBuy izlenimleri
     
Ben hayatımda hiç bu kadar küpeli piercing’li, göbekli – şişman, Amerikalı, dövmeli insanı bir arada görmedim. Keçi sakallı adam sayısı da çoktu. Hatta milli kıyafetleriyle gezen bir Hintli kadın bile gördük. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz büyük gün öncesi hazırlıkta olan bir üs gibiydi (Galaktika, Matriks gibi felan yani J.
   Bir Amerikalıyla göz göze geldik, birbirimize gülümsedik. Üzerinde Corporate Volonteer yazıyordu, ilginçti. Genç olanların hepsi teknoloji delisiydi yalnız, o çok belliydi.
   Girişte galoş taktık ve telefonlarımıza etiket yapıştırdılar. Etiket sağlammış, çıkartmayı denemedim bile. Çıkarken de paçalarımıza baktılar. Dedim neden paçalar? Bir şey var mı diye dediler. E dedim ceplerime koymak daha kolay? Prosedür böyle dediler! J
   Bir de bir ara sigara çıkmaya içtim, dışarıda kepçe çalışıyordu. Bir taraftaki yığılı kumu zemine yayıyordu, işini iyi yapan bir kepçe operatörünün işini yapışını insanı gerçekten etkiliyormuş azizim. O aleti iki eliyle o kadar değişik şekillerde ve öyle verimli kullanıyor ki “vayy bee!” dedirtiyor insana. Büyük bir alanın bir tek kepçe ile kısa bir sürede terazili şekilde hem de kumla kaplanmasındaki hız: üfff!!! yani bir de Türk'ün çalışan alete peh peh pehh! diye bakma kabiliyeti var ya! :)
Bir de Baranınkafasıyusyuvarlakolmuş.
 
18.10.2009> Bu gün şehrim İzmir’e geldim. Bu Batu adamı ya deli eder ya aptal! J. Yarın onunla gelecek iken tuttuk Fırat, Batu Yücel Amca (Batu’nun babası) ve ben geldik. Hatta eşyalarımdan büyük karton kutuyu Fethiye’de bıraktık. Yolda biraz uyudum, beni bıraktılar eve. Kirlileri yıkadık, biraz ütü yaptım akşam yemek sonrası ve Htürk’te TekeTek izleyelim dedik ailecek, konu sarmadı. Oturdum ben de günlük yazayım biraz dedim.
   Peder Bey geliş konuşmasını kurmuş kafasında, hatta anlaşılan o ki “bu çocuk gelecek, ne yapalım?” diye düşünmüşler, kurmuşlar kafalarında yeni düzeni. J O kadar tatlılar ki, öpmek geldi içimden her ikisini de ayrı ayrı ama tuttum kendimi. Rahatım için evde maksimumu tartışmışlar, daha ne diyeyim?
   Benim eve nihayetinde talip çıkmış, satalım mı kararı için beni beklemişler, onu da konuştuk; dedim satın; parasını iş falan kuracaksam bana verebilirlermiş! Dedim durun, evi satın elimizdekini ekleyip yeni bir ev alalım, kirasından her ay bir kısmını Özgün’e ayıralım; bu şekilde kararlaştırdık.
   İnternet bağlatsam mı eve? Bu arada beş adet iyi sinyal veren kablosuz modem var evde; demektir ki her tarafımız radyo dalgaları ile dolu. Modern hayat bize veriyor dalgayı veriyor dalgayı demektir efendim. 
 Yarın sabahtan ananelere kahvaltı sürprizi yapacağız, öğleden sonra ise bir ara Baran’a uğrayacağım. Hoş bugün aradım Baranaga’yı ama açmadı, ki normal Pazar günleri telefon taşımaz kendileri. Hoş yarın bir de BoramTanık gelecek.
 
Modern zaman  serzenişleri: 
  • msn'de gördüm seni proflinden bildim seni 
  • üstüme gelme çöpten jpeg çıkarttım şimdi...
  • paylaşacak özel bir ileti bulayım, başka da bir derdim yoktur
  • "fail" leri çinde bir seni seçtim!

16/10/2009> Dün balığa çıktık, yunus gördük. Belgesellerdeki gibi atladılar zıpladılar bize görsel bir şölen sundular! :) Balık tutamadık o ayrı tabiidir ki efendim. Yunus gelince bütün balıklar gidiyor.

15/10/2009> Bora ile gidecektim bu gün fakat cumartesi Batu'lara önümüzdeki sezon için görüşmeye fransızlar geleceklermiş, "kal sen bilader" deyince, Bora'yı yalnız yolladım.

14/10/2009> Bu gün kol kadar uzun bir balık tutayazdık. Çekiyoruz balığı alacağız tekneye, bir metreye kadar çeke çeke getirdik. Tam Bora elini uzatıp alacaktı ki, balık son bir hamle yaptı teknenin altına doğru; ve  kurtuldu oltadan. Ciddi büyük bir balıktı, oltayı eğerek kaçmış zaten, sonradan anladık. Bora çok sinirlendi, bizlere kızdı hatta.
13/10/2009> Kemer'e bir gidip döndüm. Eşyaları toparlamıştım zaten, alıp geldim. Dönüşte de Bora İzmir'e geçecekmiş, beraber döneriz diye anlaştık.
 
 Eve geçtim, Nihat gelecek akşama, bekliyorum. Paşam geldi 2010 Mercedes E200 Kompresör ile! :) Nasıl dedi, dedim güzel. Oturduk çorba içmeye, ben bunu vereyim kardeşim binsin, ben bineyim onun BMW'sine dedi. Çorbalar gelmeden değişimi yaptı geldi, garsonlar dayanamayıp abi sen ne yapıyorsun yahu dediler. :) Bu arada Nihat önce verdiğim gaz ile bir Range Rover almış; fakat kumda bile 110 yapınca araç korkmuş ve bize gelmez bu alet demiş. :) 
   Daha sonraki gün garaja bıraktı ve döndüm Fethiye'ye.

09/10/2009> Neler yapıldı? Buyurunuz bakalım:  
  •    "Göcek'te Japon restoranı varmış?" dedi Banu, "Gidelim o halde!" dedik kitlesel olarak.
       Gittik. Restoran güzeldi ama ben sevemedim gitti Japon Mutfağını. Suşi eşek yükü ile pahalı olmasa yemez kimse genel kanaat oluştu.
       
       Göcek boştu, şaşırdık. Oradan Swissotel tarafına uzandık dondurma kahve için.
       
  • Gider gitmez Mustafa Argın ve Batu ikişer dilim ekmek istediler midelerini biraz olsun düzeltmek için japon yemeği sonrası! :) Gecenin olayı iki bin yedi Kabarnet Sovinyon Şiraz (Cabarnet Sauvignon Shiraz) idi, doğru seçimdi; peynir tabağı ile muhteşem gitti. E tabi gecenin yorumu da şu oldu: "Dünya para verdik, sonuçta peynir ekmek ile doyduk!" :)
       Kediler vardı, her iki restoranda da birer kediler vardı, ne sevdim ne sevdik. Guruldatana kadar bırakmadım kedileri. Dev ceviz gördüm, aha resmi.
  • Batu'nun site bitti, pek de güzel oldu. 
  • Kemer'e dönesim geldi, ama işler güçler çıktı buralarda, siteydi yeni otel inşaatına hazırlık falan derken. 
  • Friendfeed gün içinde birinci meşgalem haline geldi.
  • Derya Amerika'dan gelmiş, Fethiye'ye indi. 
  • Nihat'ın aklına sokmuştum, bu gün gidip Range Rover Sport almış, gün içerisinde beş altı kez konuşuyoruz. :) O düğme nedir, bu nedir, iyi mi bu araba, a çok iyiymiş bu araba. 
"ever tried, ever failed. try again, fail again. fail better" -samuel beckett
03/10/2009> Dün gece aniden gelen bir telefon ile balık pazarına gidildi ve ziyafet çekildi hiç hesapta yokken. Bir akya ki, aman Allah'ım, bu kadar mı lezzetli olur akya şiş? Yahu bu çok güzel oldu der iken bir tepsi yengeç gelmez mi? İki kader rakı bu kadar mı güzel eşlik eder bu lezzetlere?
   Bu gün çıkamadık yelkene, yarın çıkmayı umuyoruz. 
01/10/2009> Batu'nun yeni sitesine başladım. Bu defa Drupal yerine Wordpress kurayım, onu da öğreneyim dedim. 
   Site güzel oluyor, tahminimden de güzel hatta. 
   Bu arada wordpress ile ilk sorunumu da yaşadım, sayfa yönlendirme ile ilgiliymiş, mysql'den çözdüm; ilginçti. 
  • Asıl zorluk, belki öğrenilmesi lazım gelen şeylerin değil, unutulması gereken şeylerin çokluğundan gelir. -Abdulhak Şinasi Hisar
  • Friendfeed'den: Özgüven Nedir ?
    "Öz" e duyulan güvendir. Kelime yeterince açık ama illa istenirse: Feed'de bahis edilen ve söylenmeyen tüm olumlu insan kazanımlarını özünde içerebilen, bu nedenle hayata ve duruma kendi muhakemesi ile çözüm getirebileceğine ve çevresiyle uyum içerisinde yaşayabileceğine inanan kişidir. "There is no such thing as problems, only situations Mr. Green. (Avi & Zac, Revolver /2005)" - mat (aka: MustafaA.T.) (düzenle | sil)
  • İstanbul'un Adı Fotograf - Nevzat Çakır 03 - 30 Ekim 2009
  • Kedi de bu kadar sevilmez ki (yorumlar ayrıca güzel)!
30/09/2009> Dört gün olmuş ekleme yapmayalı. Güzel hayatın yan etkisi, kusura bakmayınız. Bu gün traş olduk Batu ile, kesinlikle kısa saçtan vazgeçtim bu son kısa kestirmeden sonra.
   Dün gece yine çok hoş bir akşam yemeği ve sonrasında muhabbet gecesi yapıldı. Personelin otel müşterileri ile yakınlığı ana konu idi: "Becky Yenge", "Arap Abi" ve hatta "Beckygiller (Becky'nin arkadaşları) gibi adisyonlar, on beş senedir otele gelen kör müşterinin oteli ve odayı hafızasına kazıyıp rahatça tesiste gezmesi, onun geldiği zaman bankların yerinin değiştirilmemesi, buraya balayı ile gelmeye başlayan ve iki çocuğu olan, artık çocukları ile gelen, köpek alıp onu da getirmeye başlayan, çocukları büyüyünce ayrıca otele gelmeye başlayan insanlık hikayeleri paylaşıldı.
  • Bu adreste huzur verici müziğinizi kendiniz yapabilirsiniz.
  • Aşağıdaki resme tıklayarak tekne gezisi fotoğraflarını gösteri şeklinde izleyebilirsiniz.
25/09/2009> Deniz ürünleri gecesi yapıldı, bünyeler ve lezzet almaçları (sensör) bayram etti, masada gülmekten karınlar ağrıdı, çeneler kitlendi dün gece.
   Tekrar denize çıkıldı, bu defa Batu Bora & ben, "ana yelkeni aç, cenova'ya hazırlan, yelkeni sola al, mavi ipi sal, yeşili çek, çabuk çabuk, kilitle ipi, ovvv! sekiz not yapıyoruz, şu sessizlik her şeye değer, sadece su sesi, biraları hak ettik" nidaları sardı gün boyu teknemizi ama yorulduk. Akşam on bir gibi üçümüzün de gardı düştü. Sanırım bunun adı keyifli yorgunluk. Langouste (tekne) çok rahat bir gidişi olan bir yelkenli, yüksek süratlere ve hafif dalgalı denize bile hiç istifini bozmadan uyum gösteriyor; çok güzel tekne almışlar. 
 
 
   Bu günde ayrıca her iki otelin bilgisayar sistemlerine bakım yaptım, sorunları giderdim. Ahmet abinin bilgisayarındaki sorunu da arada hallettik.
  
Buraya gelince zaman duruyor gibi sanki. İzmir'e gidip iş görüşmesi yapılmalı ama zor geliyor! :) Daha arada Kemer'e bir sorti yapmalı eşyaları kargolamaya, şirketle hesap görmeye, dünya alacağım var. İzmir'deki evimdeki kiracıya çık desem mi, yoksa daha erken mi? Bunun gibi sorular, gerçi hepsini kısım kısım çözeceğimi biliyorum ama yine de buraya gelince anlamsızlaşıyor bu tür sorular. Fethiye'nin en iyi tarafı da bu diyor Batu. "İnsan buraya gelince diğer soruları bırakıyor değil mi Asım? (batu sözü)" "Evet Batu bırakıyor. (benim cevabım)" "sanki derdin varmış gibi (batu sözü)" "midemde gaz var batu (son sözüm)" :)
24/09/2009> Batu sürprizim var demişti: kırk yedi ayak tekne almışlar! :) İsmi Langouste (karides demek). Bu gün çıktık Bora, Argın, Ahmet Abi, Batu. Açtık yelkenleri, öyle keyif aldık ki, çapa bile atmadan döndük geriye. 
   Argın'ların Alex (golden retriever) bir büyümüş! Annesi gibi deniz delisi, bayılıyor gitsin atlasın denize, saatlerce yüzsün. Oğlum çık, yok gelmek bilmiyor. Bu yaz ki kedimizin ismi ise Arap'mış, dün gece geldi yanıma, aldım kucağıma mır mırr da mırmır. Bu gün döndük bağladık tekneyi, baktım vakvak bir ses, iskelede bir ördek! Teknecilerden birisininmiş iskelede salına salına geziniyor! :) Biraz bahçede gezindi tıpış tıpış döndü iskeleden tekneye. Aklıma Aysun geldi şimdi yazarken, onun hayaliydi bir sürü hayvanla yaşamak, bana kısmet oldu dünden beri kedisi köpeği kazı kuşu derken (kuş uzun, onu sormayın :).
   Dün gece spagetti carbonara söyledim, pek özlemiştim, bir de güzeldir buranın yemekleri, aş erdim resmen. Batu Bora ve ben ortaya diana steak söyledik, onun sosu da ayrı güzel gitti spagetti ile. 
   Bu arada Batu'lar öyle steak satıyorlar ki maaşallah Fethiye'de kalmamış, Bora ta Bodrum'dan getirdi yetmiş beş kilo steak! Dün yolda gelirken konuşuyoruz dedim kaza yapma aman, ağırlığınca etle geliyorsun polisler facia oldu sanırlar dedim, sen delisin dedi bana. :)
   Dün yine yolda bu konuşmanın sonrasında baktım bir köylü teyze odun ateşinde haşlama mısır satıyor, kaça tanesi dedim. bir buçuk tane dedi hemen atıldım, ben küsürlü istemem bir tane alayım dedim, teyze öyle bir ciddiyetle: "Bi buçuh ver!" diye emretti ki elimde bozuklukların olduğu kolum istemsiz ileri uzadı! :)
   21/09/2009> Kenter dedi ve olaylar gelişti: (tıklayınız).
  •  PleySiteyşın 2'mi sevdiğim bir ufaklık vardı ona verdim. :) İhtiyacınız olmayan eşyalarınızı ihtiyaç duyanlara hallice vermeniz konusunda sizleri de teşvik ederim efendim. Kendisine ufak bir not (buradan görebilirsiniz) iliştirdim, annesi okuyunca gözleri doldu. İşte bu duygu paylaşımı beni benden aldı, birisini mutlu etmek ne de güzel şey! :)
  • Habertürk'teki tartışmadan aklımda kalan noktalar (Prof. Dr. Nevzat TARHAN): 
1- Fanatizmin çok açık tarifi: "Futbolu mu daha çok seviyorsun Fenerbahçe'yi mi?"
Fenerbahçe'yi seviyorum diyorsan fanatiksin. 
2- İkinci ilginç laf: 12 Eylül sonrası içeridekilerin beyinsel etkinliklerinin araştırmasını yapmışlar: sağcılar geri zekalı, solcular psikopat çıkmış. Yani bir kamptan iyi niyetli safları, diğer yandan şiddet eğilimleri kullanmışlar.
3- Danimarka'da on milyon nüfus yok, otuz milyon dernek üyesi var! :)
 

mustafa devamlı bir yenilik peşindesin neden mustafa bıkmıyor musun bilgisayar başında bunca saat mustafa bunlar boş şeyler mustafa sen adam olmayacaksın mısın? mustafa mustafa mustafa! mustafa susmanızı istiyor.

 

 

Güzel insanlar ve güzel fikirler var dışarıda bir yerlerde benim içimdeki kadar canlı fikirler iyi niyetler hep "i was hopping" dinler gibi hissetmemi engelleyen parıldak insanlar, onları bulmalıyım ürettiklerine erişebilmeliyim bir anlamı olduğumu görebilmeliyim. biliyorum hepiniz benim gibi yarım ve eksiksiniz ama itiraf edemeyecek kadar yabancısınız  fırtınalarınıza hayatın ve hayır bu paragrafta düşük cümle yok var gibiyse sizin düşüklüğünüz dikkat ediniz, kodlara hayran yaşamınızdandır. Ne oldu ağır mı oldu? halbuki bu gün ofise giren herkese: "Aa iyi bayramlar geldi!" diyerek herkesi güldürmüştüm oysa pardon...
 
kısa keselim: siz bana şuradaki kadar güzel bir şey getiriniz, ben de bir daha bilgisayar başına oturmayayım, sizinle konuşayım. her gece gatab çöpçüleri ile beraber gecenin dinginliğini paylaşıyoruz onun yerine, o kadar isterim ve o kadar özledim ki aslında sizleri...

 
20/09/2009> "Şimdi de yaptığım gibi, gece-gündüz çalışarak her şeyi başaracağıma inandığım için, kıskanma, imrenme ve hayranlık gibi duyguları pek az hissederim. Hissettiğim zaman da içtenlikle hissederim ve saygı duyarım." Özdemir İnce, Hürriyet'teki yazısında kendime sorduğum bir sorunun cevabını vermiş. Sağolsun, pek de güzel vermiş. 
***
   "Daha önce Nobel Ödüllü şizofren Profesör John Nash ile de tanışmış ve Ali Rıza Bozkurt’un davetlisi olarak tarihi mekân Zeyrekhane’de, aynı masada yemek yemiştik.
   John Nash daha sakindi.
   Fakat...
   Daha ilk dakikalarda beyin gücünü göstermişti.
   Restoranın mönüsünde bu mekânın tarihçesini okudu. Sonra bize “Bu yazıdaki tarih yanlış, gelirken tam karşısındaki kilisenin tarihini okudum. İkisi farklı” dedi.
Buna benzer başka ilginç saptamaları da oldu.
   Hayali yolculuklarında korku var. Rus ajanları tarafından izlenildiğini sanır. İlk karşılaştığımızda beni “Mr. Cıvaoğlu” diye tanıştırmışlardı. Yemekte “Güneri” diye hitap edilmesi üzerine rahatsızlık gösterdi. Tatsız bir sesle “Bana adının Cıvaoğlu olduğunu söylemiştiniz. Aynı şahıs mı?” diye sordu.
İzah ettik." Bu da G. Cıvaoğlu'nun Milliyetteki yazısından. John Nash nasıl bir adamdır?
***
   Bu da benden Habertürk'e gitti: "Eşini o halde yakalayınca diye başlayan ve kanlı bıçak resmi sunan bir haber topluma ne kadar faydalı olabilir?
   Habertürk sayfasından da mı koruyacağız çocukları?
   Lütfen toplum içerisindeki görevinize biraz daha dikkat ediniz. Bizler için değerlisiniz, öyle kalınız...

  Saygılarımla.
  Mustafa A. TEMEL"

 
 19/09/2009> Yuh diyorum! buradan alalım sizi.
  Yağmur başladı, ıslanıyorlar yazık, daha gencecikler. Hatta daha ilk kışları. Dayanamadım gittim resepsiyona dedim ki alın şunları bir yere, hasta olacaklar! Aldılar... Öyle tatlılar ki! İyice depreşti köpek aşkım, hayvan dedin mi zaten istiyorumki ördeğe kadar bir sürü hayvan olsun evimde. Olacak, olacak! :)
 Buyurunuz, güzel müziğin yerini hiç bir şey tutamaz efendim.
 17/09/2009> Burçlar hakkında (tıkla ki açılsın).
 15/09/2009> Çöpçüler molada, ben balkonda. Diskoda dj coştu, türkçe parçalar çalıyor (yakındaki diskonun sesi balkona kadar geliyor da). :) Uykunun iyice ayarını kaçırdım, saat 04:01 gram uyku yok.
   Bu gün tebliğ ettim gittiğimi, Nihat zoraki kabul etti. Aslında sürpriz yok zira malumun ilamından başka bir şey değildi bu ve uzun zamandır bekleniyordu. 
   Friendfeed ciddi derecede eğlenceli. Bunda listeme eklediğim insanların kafamın uyacağı kişilerden oluşmasının büyük payı var galiba, hep mi ilginç bulduğum şeyler olur girdilerde? :) Ruh hali (halet-i ruhiyye) bana benzer insanlar genellikle, aşağıda görüldüğü gibi, komik ama arada hayatla derdi olan insanlardan oluştu listem,bu atrıca hoşuma gidiyor. 
   Bora ile konuştuk, motor almayakarar vermiş. Honda Deauville, İstanbul'a gidip teslim alabiliriz Cuma gibi. 
   Roman yazıyorum, Korsan Partisi işleri falan derken ağırlıklı metin girdilerim oluyor ya benim, sırf bu büyük küçük harfi tümcedüzenine getirmek için tekrar Office kurdumak zorunda kaldım. AbiWord Open OfficeWriter falan olmadı arkadaş!
   Friendfeed sağolsun Saldıray Abi'yi girmiş birisi bu gün :) Ne adamdı.
   Bu arada sevişmeden uyumayalım, anlaşmadan ölmeyelim. yok yok dj çalıyor şimdi de dilime dolandı ama Saldıray abinin hemen akabinde olunca ayrı bir hoş oldu tabii. :)
   Canı sıkılanlara: bobiler adresini şiddetle tavsiye ederim, tasarım grafik ağırlıklı komedi ve seviyeli taşlamaların mekanıdır efendim, esen kalın.

 
14/04/2009> Saat 03:18. Ve bir dönem daha bitti. 

Bir yaz daha. Yıllar geçerken peşi sıra, bir yaz daha geçti gitti. Her turistik yazda olduğu gibi bu yaz da yeni insanlarla tanışıldı; bazıları akılda kalacak, bazısı şimdiden kayıtlardan silinmek üzere işaretlendiler. Bir kaç kişi ile görüşmeyi ya da bir ara denk gelmeyi isterim, gerisi harcanabilir deneyimler. 
 
Bir kaç gün daha Kemer'de kalırım, sonrasında Antalya bir gün ve Fethiye ve Bodrum, ve nihayetinde İzmir. Sarsıntılı geçen kış ve toparlanma sürecinin bütün yaza yayıldığı bir dönem ve sezon sonu. Gülümseyerek bir önceki büyük sarsıntı sonrasını hatırlıyorum ve toparlandığımı, saçlarımın tekrar uzatılmış olmasından anlıyorum başka hiç bir şey olmasa dahi, ki daha bir çok şey var fazladan. :) Yaşanan ve biten bir sezon daha. Bir daha yapmayı düşünmediğim turizmi kafamın ihtiyaç duyduğu boş kalmamacasına meşgale, gecenin ikilerine kadar çalışma ve ayrıntılara boğulma imkanı sağladığı için tekrar tercih etme. 
 
Belki size komik gelebilir ama annemi özledim. Belki size çocukça gelebilir ama, toparlanmadan annemin karşısına çıkmak istemedim. Belki size ilginç gelecek anlamayacaksınız ama geride kalan dönemde ne kadar iyi bir ailem olduğunu fark ettim. Ve onları ilk defa özledim. Sanırım yaşlanıyorum. :)
 
Çalışırken yaptıklarımı anlatmayacağım zira benim için önemsiz bir yerdi, daha çok rehabilite olabilmek için seçildi. Görevini yaptı ve bitirildi. 
 
İşte iki bin dokuz yazı böyle geçti... :)
 

 
Bu Angut Kuşu.
 
Bundan sonra birisine angut derken bu kuşun güzelliğini düşünüp ona göre söyleyiniz efendim! :)
 
 
 
  
   Lütfen dikkat buyurunuz: okuyunuz.
 
11/09/2009> Yağmur geldi. İlgili sayfa: burada 
  • Pazar'a işi bırakmayı düşünüyorum.  
  • Özet kitaptan R. Dawkins, Gen Bencildir'i okudum. 
  • http://elvedaofis.com/ Var benim gibi düşünen insanlar.  
  • Kurtarıcı yoktur, fırsatçılar vardır. Hmm! Güzel laf, düşünülmeli üstünde...
10/09/2009> Sabah o Cahit denen Külebi yüzünden evi bilmemne kokulu temizlilk maddesiyle temizledim. Sonra kokudan rahatsız oldum ofise geçtim!  
etkisi bu derece karmaşık oldu,
bir şiir daha? yapamam, ofisi de temizleyemem!
 
  • www.ozetkitap.com adresinde kendi ifadeleri ile: Sebep ne olursa olsun, YETERİNCE OKUMUYORUZ! Bu sorunun  hafifletilmesi için, okuduğumuz kitaplar içerisinde ülkemizin bugünü ve/veya geleceği için yararlı gördüklerimizi özet ile tercüme ederek paylaşmak. diyorlar. Özeti çıkarılmış kitapları indirebilir ve okuyabilirsiniz. Mert T. tavsiye etti, kendisine teşekkürü de borç biliyoruz. 
  • Friendfeed'de: "sanal sex denilen hadise ki ben sex olarak göremiyorum:) aldatmak sayılır mı? tartışma konusudur merak buyururum..." dediler 4 saat önce, 60 yorum oldu ama bir yorum vardı; çok beğendim, ahanda buraya da koydum. 
     
    "Bir ilişkiyi özel kılan her türlü aktivitenin 3. şahıslarla paylaşılması aldatmaktır efenim.. İçini nasıl doldurursanız dolduruverin artık :))" - Ö. Taylan Tuğut

09/09/2009> Yağmurlar yağsın dedi bulut ve düştü ilk damlalar. Gece balkonda otururken manzaramdaki tepenin arkasından çakan şimşekler giderek artan rüzgarla birleşti. Adım adım geldi yağmur giderek artan şiddetle rüzgarla, fırtına oldu. Sonra elektrikler gitti ve kısa devre yapan nakil hattının kıvılcımlarla gerçekleşen kısa devresi her yeri karanlığa gömdü. Sonrası karanlık. :)

 

 
Rommel
"İnsanlar temelde 4 özelliğe sahiptir;zeki veya aptal,hırslı veya tembel.
Aptal ve hırslı olanlar tehlikelidir,ben onlardan kurtulurum.
Aptal ve tembel olanlara önemsiz görevler veririm.
Zeki ve hırslı olanlarını ekibime katarım.
Zeki ve tembel olanları ise kumandan yaparım..." diye muhteşem bir söz sarfetmiş olan efsanevi alman generaldir.
 

 
04/09/2009> Dün akşam çıktım evden, yürüyorum işe, aa! bir baktım Umut'lar. Neyse yarın görüşeceğiz. Hoş oldu. 
   Sonrasında gece balkondayım, bir cip deli gibi geçti önümden arkasından polis arabası; meğer adam polisten kaçıyormuş.
   Dead Man Walking'i izledim. Adventureland hoş bir gençlik filmiydi.
   Ahmet Ümit'ten Kukla'yı bitirdim bu arada. Bir kitap daha iyi gelecek, başlayayım hemen. 
   İşler açıldı maaşallah, biletler arttı hayli. 
 
03/09/2009> Nihat'ın piyanosu gelmiş bu gün, kendisi tartışmış yurdiçikargocularla, iş bana düştü. Piyano dört yüz otuz kilo, haliyle getiririz aşağıya bırakırız dediler haklı olarak. Sonrasında onların evine geçtik, evde de fayansçılar var, her şey her yerde, geçtik yatak odasında yatağın üzerine, piyano esaslı muhabbet ettik.
   Özellikle bizim piyanist ile, piyanolar, sonatlar, eserler, besteciler üzerine bir saatten fazla konuştuk, çok şey öğrendim kendisinden. En son notalarını getirdi, işte o çok ilginçti. Müziğin gerçekten matematiği var, notalara bakınca anlaşılıyor. Bu arada piyano bin sekiz yüzlerde çıkmış, ondan önce org ve klavisin varmış!
   Hava döndü iyice, bende de kırıklık var. Bir de iyice geç saaatlere daha doğrusu sabahlara sarktı uyumam. Sabah ezanından önce uyumuyorum, hatta altıya kadar oturduğum oluyor. 
 
02/09/2009> Efendim, bir hafta on gündür yeni bir oluşum var. Şimdi ben geceleri balkonda oturuyorum ya, saat iki buçuk - üç gibi GATAB'ın çöp kamyonları gelip parkta mola veriyorlar. Turuncu turuncu adamlar, ellerinde azıkları, bir saate yakın süren molalarında karşı çıktığım bir şey yok, ama kokuyor be çöp kamyonları! :)
   Ufaktan bitiyor sezon ve ben de bu hafta çalışır, sonra bırakırım diyorum. Gerekli görüşmeleri ve ayarlamaları yaptık, Bodrum, oradan Fethiye, oradan da İzmir'e geçeceğim; şimdilik plan bu. Arada bir PS3 alma olayımız olabilir, ya da Fethiye'deki otelde bulunan PS3 ile GRID dünyasına girebiliriz Bora ile. 
   Dolayısıyla yarından itibaren ufak ufak evi falan toparlamaya başlarım, bu gün bilgisayardan gerekli aktarımları falan yaptım, kaldı kıyafetler ve eşyalar. 
   Saçlarım uzamaya devam ettiler, ve kıvrılmaya başladıkları döneme gelmiş bulunuyoruz. Uzatır mıyım tekrar çokça? Sanmıyorum, biraz daha bırakır sonra kısaltırım yine, lakin özlemişim uzunca saçı, hoş oldu. 
   Dün gece süper kahraman hikayeme biraz eklemeler yaptım. 

   Mert aradı bu gün, hadi Cuma'dan Kaş'a gidelim, dedi. İçim gitti ama işe olan saygı? LD gelsin olmadı onunla kaçarız belki. 

   29/08/2009> Yarın, 30 Ağustos Zafer Bayramı
   Tarih: 30 Ağustos 1922
   Anlamı: Türkiye Cumhuriyeti'nde her yıl 30 Ağustos günü Büyük Taarruz'un galibiyetini ve düşman birliklerinin ülke sınırlarını terk ettiğinin sevinci olarak kutlanan Türk milli bayramı.
   Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayramıdır. Her yıl 30 Ağustos günü kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder. 30 Ağustos aynı zamanda Başkomutanlık Meydan Savaşı'nda düşmanın çember içine alındığı tarihtir.
   Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir'de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur. Zafer Bayramı, tüm yurtta törenlerle kutlanır. Devlet erkânı ve bir çok vatandaş, Ankara'da Anıtkabir'i, diğer illerde de anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, Mustafa Kemal Atatürk'e, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere şükranlarını sunar. Hemen hemen her yerleşim yerinde, askerî birlikler geçit törenlerine katılır. Ayrıca dış temsilciliklerde de çeşitli kutlamalar yapılır. 30 Ağustos günü, Türkiye'de resmî tatildir.
   Her yıl, Kara Harp Okulu bu tarihte mezun verir. Tüm subay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olur.

27/08/2009> Bu gün İsveçlilerle tanıştık, iki yaşlı çift. Bir çift tsunamiden kurtulmuş, şu geçen yıllarda olan felaketten, iki gün önce bir keşiş gelip bizebu bilezikleri takmıştı, kötü şeyler olacak, bu sizi koruyacaktır diye, ondan yaşıyoruz dediler, sonra adam göbeğini gösterdi, aortundan ameliyat olmuş, bak dedi, tsunami bir, aort iki, üçüncüde gittim! :)

Diğer çiftin adamı ise askeri teknisyenmiş, on yedi sene her gün devriye gezdim dedi, telsiz dinleyiciymiş, deliydik, çok deliydik; rus hava sahasını ihlal edeceğiz, radara da yakalanmayacağız diye denizin na şöyle beş karış üzerinden uçardık, hatta bir kaç sefer dalgalara sürtünüyorduk diye anlattı (hadi len mat, "na şöyle"yi nasıl söylesin adam ingilizce derseniz ben de size "hadi len" derim, "anlam çevirisi yapıyoruz burada" derim, oldu mu? :).

Bu arada yetmişini aşmış insanların şakır şukur ingilizce konuşması da hoştu tabii ki...


Günlük Sayfaları 

 en eskiden> Günlük -3 / Günlük - 2 / Hasat -1 / Hasat -2 / ,-  > bir öncekine