Günlük



Twitter GüncellemeleriDur şu Mustafa'yı Twitter'den takip edeyim

Bu gün Baran Umut ve ben oturduk, iki saate yakın toplantı yaptık. Konu şirketin yeniden yapılanması ve iş akış planının gözden geçirilmesi idi. Faydalı ve verimli bir toplantı oldu.
Çocuklar gibi geçtik kendimizden. Baktık ki bu set ciddi bir seviyede, söktük bu gün ve altına bir masa, etrafına çevresel unsurlar olarak daha ciddi bir oluşuma gitmeye karar verdik. 14/12/2007> Trueblood bitti, yarına Bora'larda yemek var.
Gündüz Bora ile motoru temizledik, benzin aldık, dönüşte gaza asıldı ve ilk kez 100 km's seviyene çıktık. :)
Bora'larda hep beraber toplandık ve yemek yaptık yedik. Kalabalık bir gece idi. Kunter'ler, Sinan'lar, Elif, Serdar'lar, Fırat geldiler. Beşiktaş maçına bakıldı, yenildi içildi, bol bol sohbet edildi.

Efendim bu gün Baran ile BestBuy'un açılışına gittik. Eşine bir LG X130, bir adet 1TB harddisk, usb hafıza, bir adet HP A3 deskjet yazıcı aldık. Terabayt'ı taktım dosya depolama sunucusu olan bilgisayara, yarın da ram'leri alacak ve o makinayı ana bilgisayar olarak hizmete sokacağız.
Aynı şekilde büronun bilgi teknolojileri altyapısını da elden geçirecek ve düzenleyeceğim önümüzdeki günlerde.
Akşam ise La Marmite'e gittik ve Anıl, Yasin, Dönmez, Kunter, Topçu, Mehmet ile yemek yedik, sohbet ettik. İzzet'i unuttuk, aradım özür diledim. Anıl'dan biraz dizi ve konser videosu aldım.
Televizyonumuz geldi. Memnunuz lakin şöyle bir durum söz konusudur ki bu cihaz aslında televizyon değil monitörmüş, ama tv özelliği de varmış.
Bu gün akşam Baranaga ile iş ve yöneticilik konularında konuştuk. Değişik konular ve sebepler dolayısı ile günlerdir hazırlandığımız an geldi ve kelimelere döküldü birikimler. İki orta yaş sahibi insanın birbirlerine destek olması ve biriktirdikleri ile birbirlerine faydalı olmaları cidden keyif verici. Tabii buna bir ömür hazırlanmak gerekli, o ayrı efendim. :)
En sonunda netbook'um için aradığım linux çözümünü buldum: wubi. Dün Baranaga'nın HP'ye kurdum; yarın da benim beyaza kurarım.
Belki Nihat gelecekmiş, geçen geldiklerinde denk gelememiştik. Bu defa belki de ben önce gidip Antalya'ya eşyalarımı alırım; beraber döneriz. Ya da onunla döner eşyaları alıp gelirim. Tabiidir ki bir de yılbaşından sonra tekrar Antalya'ya yerleşme durumu olacak? Kim bilir?
Baran o kadar yoğun ki şirketinin fikirsel yenilenmesi kurumsallık, iş akışlarının gözden geçirilmesi, yeniden düzenlenmesini içeren görüşmemizi bir türlü yapamadık. En sonunda dün bana: "Ben en iyisi sana randevu vcereyim, bu böyle olmayacak." dedi. :) Hatta bu akşam da ben ofisten çıkarken yarın seninle görüşebilirim sanırım dedi.
Nihat ve kardeşi geleceklerdi, gece ararım demişti ama sabah telefona batım arayan soran yok. Daha sonrasında fark ettim ki telefonum kapanmış meğer. Gerçi Kıbrıs Şehitleri'nde Yapı Kredi baktım bulamadım ama yarın bankaya bizim evin oralarda parayı çekip yatırmam gerekiyor. Nasuh bu kitabı yirmi dört yaşında iken yazmış. O yaştaki birisi için beklenenden daha derin bir kitap. Kitap bir günlük, ve Mahruki'nin ilk XXX tırmanışını anlatıyor. açısından önemli bir kitap. Ben bir tırmanma güncesi okuyacağımı sanırken bir genç insanın hayatını aklıyla kuruşu ve kendini oluşturmanın safhalarını da içerdiğini şaşırarak fark ettim.
16/11/2009> Yahu bu Bora'ların kedisi Cosi nasıl bir hayvandır? Böyle uyunur mu yahu? Ellemeyeyim ne güzel uyuyor diyeceğim ama insanda ciddi bir elleme, okşama, öpme hisleri galeyana geliyor. Olmazki, bu kadar da güzel uyunmaz ki! Hele o patiler yok mu? :)
Dün İskele'ye gittik, buyurunuz fotoğraflar hemen aşağıda. İzmir, İzmir, İzmir... :)


13/11/2009> Deli detayı: Otobüste deli vardı. Kitap okuyordum; fark etmedim. Derken birden bir kadın çığlığı, hemen akabinde ise ikinci bir çığlık, lakin bu defa başka bir kadından.
Bizimkinin deliliği ise kadın memesi ve kalçası sıkmakmış. Bizler (otobüs sakinleri olarak) ilk şoku atlattıktan sonra, kadının birisinin memesini, birisinin ise kalçasını tutmasından yola çıkarak çözdük bu durumu.
Tabidir ki, herkes deliye çevirdi bakışlarını. Deli ise elini “mıncık” konumuna getirerek kadınlardan göğsünü tutana: “Getirme memeni, getirme sen de memeni!” dedi! ?
Millet gülsün mü kızsın mı, ne etsin bilemedi bir an? Sonra aracımızdaki otoriteyi simgeleyen şoför: “Len deli!” diyerek doğrudan girdi konuya: “Adam gibi dur, indirmeyeyim araçtan!” Deli kendinden beklenmeyen bir sakillikle başını da eğip ifadesini güçlendirerek: “Tamam abi” dedi ve gözlerini kapadı.
Neyse efendim, otobüs tekrar hareket etti. Bir süre ki, kısa bir süre idi gerçekten, deli yeni binen ve hiçbir şeyden haberi olmayan bir kadın yanındaki koltuğa doğru hareketlenince avaz avaz ağza alınmayacak küfürler savurmaya başladı! Tam o anda, yine yeni binmiş bir adam ki ama ne adam, Koca Yusuf gibi bir dev, yakasına yapıştı adamın: “İn kardeşim aşağıya!” diye gürledi hem de gürül gürül.
***
Aldığım ısıtıcı geldi; pek beğendik lakin beklediğimizden biraz büyük çıktı maşallah! Yani efendim neredeyse benim kadar boyu var. Kendisi "konveksiyonel" ısıtıcı. Konveksiyonel ne demek tam olarak bilmiyorum. Gerçi Baranaga şömineyi yaktığımızda bana anlatmıştı nasıl ısıttığını şöminenin: radyasyon, konveksiyon, bir de bir şey daha. Şimdi tabiidir ki ben gidip bunları da, kelimelerin Türkçe karşılıklarını da öğrenmek durumundayım, bir sonraki yazımda sonuçları sizinle paylaşırım (lafı uzatmakta da üstüme yok yani). Neyse ne diyorduk? odanız yirmi - yirmi beş metrekareden büyük değilse size şiddetle tavsiye edebileceğim bir ürün. Alınız, konforunu yaşayınız ihtiyaç var ise.Allah İle Aldatmak kitabında Y. N. Öztürk hocanın muhalefetinin sertliği ve isim vererek AKP ve RT Erdoğan'I kıyasıya eleştirmesi hatta suçlaması beni şaşırttı.
***
Haluk Bey ile görüştük; kendisi benim ilk saygı duyduğum müdürümdür. Uzun bir süreden sonra ilk kez görüştük, özlemişiz birbirimizi. Bize bir kaç hikâye anlattı; hoş bir sohbetti.
10/11/2009> Eskilerden bir kare.Allah İle Aldatmak kitabı bitti, Kahve Bir Acı Hikaye kitabına başlandı.
Dün gece ayrıca M. Argın ve Fırat geldiler Bora'nın restoranına, ben de uğradım bir ara, keyifli bir muhabbet oldu; özellikle memleketin en büyük sanayi şirketlerinden birine sahip bir arkadaşımızın Feysbükü'ndeki (Facebook) çiftlik işlerine ayırdığı zamanı ve yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatması ilginçti. :)
Ototobüste delili vardıdı, kadınların kızların mememelerini popolalarınını sıktıtı, şoför çok kızdı, yapmıcamabi dedi, sonra küfürfür ettiti, atılıdıverdi büstenten! :)
04/11/2009> İzmir'e geldi kış yağmur başladı ama fark ettim ki İzmirliler sevmiyor zira kimse giymiyor kışlık ayakkabı.*valla boşladık bu aralar bu işleri evet; gerçi bilgisayara giriyorum ama yüklemedim bir süredir.
*ben de tendon anımı paylaşayım: biz basketbol oynarken arkadaşlardan birisinin aşil tendonu kopmuştu, kırbaç şaklar gibi bir ses çıktı, "lan laan n'ooluyoo lan?" diyerek pısmıştık hepimiz kenarlara üstüne gök gürüldemiş yavru kedi gibi
*arkadaş: içimden bir şeyler koptu çatır çatır deyince, bir yandan da yaklaşmaya korkuyoruz,
*gelsek güvenli midir diye sordu birisi herkes yere yıkıldı gülmekten
Bizim eski eve gittik, Eşrefpaşa'da olan hani. Büyüdüğüm eve ve mahalleye gitmek hoştu. Kiracılarımızla konuştuk, nazikçe gidin evden demek için. ben kendilerini ilke kez görüyordum ama yine de dokuzda gidip saat on bir buçuğa kadar oturduk. Evi boşaltacaklar ve sonrasında ya ben oraya geçerim, ya da satarız yeni eve geçerim. Plan bu şimdilik.
Sonrasında annemle Eşrefpaşa'dan eve kadar yürüdük yol boyunca muhabbet ede ede. Yaklaşık olarak bir buçuk saat kadar sürdü.
Eve gideyim dedim ama bora restorana gidelim dedi. orada Esra da geldi. Marmitte'in internet sitesi için konuştuk, ben yapacağım. Bu arada Esra'ya da Wordpress kurulumunu gösterecek ve öğreteceğim.
Ben hayatımda hiç bu kadar küpeli piercing’li, göbekli – şişman, Amerikalı, dövmeli insanı bir arada görmedim. Keçi sakallı adam sayısı da çoktu. Hatta milli kıyafetleriyle gezen bir Hintli kadın bile gördük. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz büyük gün öncesi hazırlıkta olan bir üs gibiydi (Galaktika, Matriks gibi felan yani J.
- msn'de gördüm seni proflinden bildim seni
- üstüme gelme çöpten jpeg çıkarttım şimdi...
- paylaşacak özel bir ileti bulayım, başka da bir derdim yoktur
- "fail" leri çinde bir seni seçtim!
16/10/2009> Dün balığa çıktık, yunus gördük. Belgesellerdeki gibi atladılar zıpladılar bize görsel bir şölen sundular! :) Balık tutamadık o ayrı tabiidir ki efendim. Yunus gelince bütün balıklar gidiyor.
15/10/2009> Bora ile gidecektim bu gün fakat cumartesi Batu'lara önümüzdeki sezon için görüşmeye fransızlar geleceklermiş, "kal sen bilader" deyince, Bora'yı yalnız yolladım.
Eve geçtim, Nihat gelecek akşama, bekliyorum. Paşam geldi 2010 Mercedes E200 Kompresör ile! :) Nasıl dedi, dedim güzel. Oturduk çorba içmeye, ben bunu vereyim kardeşim binsin, ben bineyim onun BMW'sine dedi. Çorbalar gelmeden değişimi yaptı geldi, garsonlar dayanamayıp abi sen ne yapıyorsun yahu dediler. :) Bu arada Nihat önce verdiğim gaz ile bir Range Rover almış; fakat kumda bile 110 yapınca araç korkmuş ve bize gelmez bu alet demiş. :)
Daha sonraki gün garaja bıraktı ve döndüm Fethiye'ye.
09/10/2009> Neler yapıldı? Buyurunuz bakalım:
- "Göcek'te Japon restoranı varmış?" dedi Banu, "Gidelim o halde!" dedik kitlesel olarak.
Gittik. Restoran güzeldi ama ben sevemedim gitti Japon Mutfağını. Suşi eşek yükü ile pahalı olmasa yemez kimse genel kanaat oluştu.
Göcek boştu, şaşırdık. Oradan Swissotel tarafına uzandık dondurma kahve için.
Gider gitmez Mustafa Argın ve Batu ikişer dilim ekmek istediler midelerini biraz olsun düzeltmek için japon yemeği sonrası! :) Gecenin olayı iki bin yedi Kabarnet Sovinyon Şiraz (Cabarnet Sauvignon Shiraz) idi, doğru seçimdi; peynir tabağı ile muhteşem gitti. E tabi gecenin yorumu da şu oldu: "Dünya para verdik, sonuçta peynir ekmek ile doyduk!" :)
Kediler vardı, her iki restoranda da birer kediler vardı, ne sevdim ne sevdik. Guruldatana kadar bırakmadım kedileri. Dev ceviz gördüm, aha resmi.- Batu'nun site bitti, pek de güzel oldu.
Kemer'e dönesim geldi, ama işler güçler çıktı buralarda, siteydi yeni otel inşaatına hazırlık falan derken. - Friendfeed gün içinde birinci meşgalem haline geldi.
- Derya Amerika'dan gelmiş, Fethiye'ye indi.
- Nihat'ın aklına sokmuştum, bu gün gidip Range Rover Sport almış, gün içerisinde beş altı kez konuşuyoruz. :) O düğme nedir, bu nedir, iyi mi bu araba, a çok iyiymiş bu araba.
"ever tried, ever failed. try again, fail again. fail better" -samuel beckettBu gün çıkamadık yelkene, yarın çıkmayı umuyoruz.
Site güzel oluyor, tahminimden de güzel hatta.
Bu arada wordpress ile ilk sorunumu da yaşadım, sayfa yönlendirme ile ilgiliymiş, mysql'den çözdüm; ilginçti.
- Asıl zorluk, belki öğrenilmesi lazım gelen şeylerin değil, unutulması gereken şeylerin çokluğundan gelir. -Abdulhak Şinasi Hisar
- Friendfeed'den: Özgüven Nedir ?
"Öz" e duyulan güvendir. Kelime yeterince açık ama illa istenirse: Feed'de bahis edilen ve söylenmeyen tüm olumlu insan kazanımlarını özünde içerebilen, bu nedenle hayata ve duruma kendi muhakemesi ile çözüm getirebileceğine ve çevresiyle uyum içerisinde yaşayabileceğine inanan kişidir. "There is no such thing as problems, only situations Mr. Green. (Avi & Zac, Revolver /2005)" - mat (aka: MustafaA.T.) (düzenle | sil) - İstanbul'un Adı Fotograf - Nevzat Çakır 03 - 30 Ekim 2009
- Kedi de bu kadar sevilmez ki (yorumlar ayrıca güzel)!
Dün gece yine çok hoş bir akşam yemeği ve sonrasında muhabbet gecesi yapıldı. Personelin otel müşterileri ile yakınlığı ana konu idi: "Becky Yenge", "Arap Abi" ve hatta "Beckygiller (Becky'nin arkadaşları) gibi adisyonlar, on beş senedir otele gelen kör müşterinin oteli ve odayı hafızasına kazıyıp rahatça tesiste gezmesi, onun geldiği zaman bankların yerinin değiştirilmemesi, buraya balayı ile gelmeye başlayan ve iki çocuğu olan, artık çocukları ile gelen, köpek alıp onu da getirmeye başlayan, çocukları büyüyünce ayrıca otele gelmeye başlayan insanlık hikayeleri paylaşıldı.
- Bu adreste huzur verici müziğinizi kendiniz yapabilirsiniz.
- Aşağıdaki resme tıklayarak tekne gezisi fotoğraflarını gösteri şeklinde izleyebilirsiniz.
Tekrar denize çıkıldı, bu defa Batu Bora & ben, "ana yelkeni aç, cenova'ya hazırlan, yelkeni sola al, mavi ipi sal, yeşili çek, çabuk çabuk, kilitle ipi, ovvv! sekiz not yapıyoruz, şu sessizlik her şeye değer, sadece su sesi, biraları hak ettik" nidaları sardı gün boyu teknemizi ama yorulduk. Akşam on bir gibi üçümüzün de gardı düştü. Sanırım bunun adı keyifli yorgunluk. Langouste (tekne) çok rahat bir gidişi olan bir yelkenli, yüksek süratlere ve hafif dalgalı denize bile hiç istifini bozmadan uyum gösteriyor; çok güzel tekne almışlar.
Buraya gelince zaman duruyor gibi sanki. İzmir'e gidip iş görüşmesi yapılmalı ama zor geliyor! :) Daha arada Kemer'e bir sorti yapmalı eşyaları kargolamaya, şirketle hesap görmeye, dünya alacağım var. İzmir'deki evimdeki kiracıya çık desem mi, yoksa daha erken mi? Bunun gibi sorular, gerçi hepsini kısım kısım çözeceğimi biliyorum ama yine de buraya gelince anlamsızlaşıyor bu tür sorular. Fethiye'nin en iyi tarafı da bu diyor Batu. "İnsan buraya gelince diğer soruları bırakıyor değil mi Asım? (batu sözü)" "Evet Batu bırakıyor. (benim cevabım)" "sanki derdin varmış gibi (batu sözü)" "midemde gaz var batu (son sözüm)" :)

Argın'ların Alex (golden retriever) bir büyümüş! Annesi gibi deniz delisi, bayılıyor gitsin atlasın denize, saatlerce yüzsün. Oğlum çık, yok gelmek bilmiyor. Bu yaz ki kedimizin ismi ise Arap'mış, dün gece geldi yanıma, aldım kucağıma mır mırr da mırmır. Bu gün döndük bağladık tekneyi, baktım vakvak bir ses, iskelede bir ördek!
Teknecilerden birisininmiş iskelede salına salına geziniyor! :) Biraz bahçede gezindi tıpış tıpış döndü iskeleden tekneye. Aklıma Aysun geldi şimdi yazarken, onun hayaliydi bir sürü hayvanla yaşamak, bana kısmet oldu dünden beri kedisi köpeği kazı kuşu derken (kuş uzun, onu sormayın :). Dün gece spagetti carbonara söyledim, pek özlemiştim, bir de güzeldir buranın yemekleri, aş erdim resmen. Batu Bora ve ben ortaya diana steak söyledik, onun sosu da ayrı güzel gitti spagetti ile.
Bu arada Batu'lar öyle steak satıyorlar ki maaşallah Fethiye'de kalmamış, Bora ta Bodrum'dan getirdi yetmiş beş kilo steak! Dün yolda gelirken konuşuyoruz dedim kaza yapma aman, ağırlığınca etle geliyorsun polisler facia oldu sanırlar dedim, sen delisin dedi bana. :)Dün yine yolda bu konuşmanın sonrasında baktım bir köylü teyze odun ateşinde haşlama mısır satıyor, kaça tanesi dedim. bir buçuk tane dedi hemen atıldım, ben küsürlü istemem bir tane alayım dedim, teyze öyle bir ciddiyetle: "Bi buçuh ver!" diye emretti ki elimde bozuklukların olduğu kolum istemsiz ileri uzadı! :)
- PleySiteyşın 2'mi sevdiğim bir ufaklık vardı ona verdim. :) İhtiyacınız olmayan eşyalarınızı ihtiyaç duyanlara hallice vermeniz konusunda sizleri de teşvik ederim efendim. Kendisine ufak bir not (buradan görebilirsiniz) iliştirdim, annesi okuyunca gözleri doldu. İşte bu duygu paylaşımı beni benden aldı, birisini mutlu etmek ne de güzel şey! :)
- Habertürk'teki tartışmadan aklımda kalan noktalar (Prof. Dr. Nevzat TARHAN):
Fenerbahçe'yi seviyorum diyorsan fanatiksin.
2- İkinci ilginç laf: 12 Eylül sonrası içeridekilerin beyinsel etkinliklerinin araştırmasını yapmışlar: sağcılar geri zekalı, solcular psikopat çıkmış. Yani bir kamptan iyi niyetli safları, diğer yandan şiddet eğilimleri kullanmışlar.
3- Danimarka'da on milyon nüfus yok, otuz milyon dernek üyesi var! :)
John Nash daha sakindi.
Fakat...
Daha ilk dakikalarda beyin gücünü göstermişti.
Restoranın mönüsünde bu mekânın tarihçesini okudu. Sonra bize “Bu yazıdaki tarih yanlış, gelirken tam karşısındaki kilisenin tarihini okudum. İkisi farklı” dedi.
Buna benzer başka ilginç saptamaları da oldu.
Hayali yolculuklarında korku var. Rus ajanları tarafından izlenildiğini sanır. İlk karşılaştığımızda beni “Mr. Cıvaoğlu” diye tanıştırmışlardı. Yemekte “Güneri” diye hitap edilmesi üzerine rahatsızlık gösterdi. Tatsız bir sesle “Bana adının Cıvaoğlu olduğunu söylemiştiniz. Aynı şahıs mı?” diye sordu.
İzah ettik." Bu da G. Cıvaoğlu'nun Milliyetteki yazısından. John Nash nasıl bir adamdır?
Habertürk sayfasından da mı koruyacağız çocukları?
Lütfen toplum içerisindeki görevinize biraz daha dikkat ediniz. Bizler için değerlisiniz, öyle kalınız...
Saygılarımla.
Mustafa A. TEMEL"
19/09/2009> Yuh diyorum! buradan alalım sizi.Yağmur başladı, ıslanıyorlar yazık, daha gencecikler. Hatta daha ilk kışları. Dayanamadım gittim resepsiyona dedim ki alın şunları bir yere, hasta olacaklar! Aldılar... Öyle tatlılar ki! İyice depreşti köpek aşkım, hayvan dedin mi zaten istiyorumki ördeğe kadar bir sürü hayvan olsun evimde. Olacak, olacak! :)
- I Was Hoping (tıklayın ki ulaşasınız).
- Michel Fugain- Une belle histoire
- Edith Piaff - Milord
- Yeşim - Olmaz Böyle Şey
- Yeliz-Bu Ne Dunya Kardesim
- Por Una Cabeza
- Mal De L'Amor
Bu gün tebliğ ettim gittiğimi, Nihat zoraki kabul etti. Aslında sürpriz yok zira malumun ilamından başka bir şey değildi bu ve uzun zamandır bekleniyordu.
Friendfeed ciddi derecede eğlenceli. Bunda listeme eklediğim insanların kafamın uyacağı kişilerden oluşmasının büyük payı var galiba, hep mi ilginç bulduğum şeyler olur girdilerde? :) Ruh hali (halet-i ruhiyye) bana benzer insanlar genellikle, aşağıda görüldüğü gibi, komik ama arada hayatla derdi olan insanlardan oluştu listem,bu atrıca hoşuma gidiyor.
Bora ile konuştuk, motor almayakarar vermiş. Honda Deauville, İstanbul'a gidip teslim alabiliriz Cuma gibi.
Roman yazıyorum, Korsan Partisi işleri falan derken ağırlıklı metin girdilerim oluyor ya benim, sırf bu büyük küçük harfi tümcedüzenine getirmek için tekrar Office kurdumak zorunda kaldım. AbiWord Open OfficeWriter falan olmadı arkadaş!
Friendfeed sağolsun Saldıray Abi'yi girmiş birisi bu gün :) Ne adamdı.
Bu arada sevişmeden uyumayalım, anlaşmadan ölmeyelim. yok yok dj çalıyor şimdi de dilime dolandı ama Saldıray abinin hemen akabinde olunca ayrı bir hoş oldu tabii. :)
Canı sıkılanlara: bobiler adresini şiddetle tavsiye ederim, tasarım grafik ağırlıklı komedi ve seviyeli taşlamaların mekanıdır efendim, esen kalın.

14/04/2009> Saat 03:18. Ve bir dönem daha bitti. Bir yaz daha. Yıllar geçerken peşi sıra, bir yaz daha geçti gitti. Her turistik yazda olduğu gibi bu yaz da yeni insanlarla tanışıldı; bazıları akılda kalacak, bazısı şimdiden kayıtlardan silinmek üzere işaretlendiler. Bir kaç kişi ile görüşmeyi ya da bir ara denk gelmeyi isterim, gerisi harcanabilir deneyimler.
- Pazar'a işi bırakmayı düşünüyorum.
- Özet kitaptan R. Dawkins, Gen Bencildir'i okudum.
- http://elvedaofis.com/ Var benim gibi düşünen insanlar.
- Kurtarıcı yoktur, fırsatçılar vardır. Hmm! Güzel laf, düşünülmeli üstünde...
etkisi bu derece karmaşık oldu,
bir şiir daha? yapamam, ofisi de temizleyemem!
- www.ozetkitap.com adresinde kendi ifadeleri ile: Sebep ne olursa olsun, YETERİNCE OKUMUYORUZ! Bu sorunun hafifletilmesi için, okuduğumuz kitaplar içerisinde ülkemizin bugünü ve/veya geleceği için yararlı gördüklerimizi özet ile tercüme ederek paylaşmak. diyorlar. Özeti çıkarılmış kitapları indirebilir ve okuyabilirsiniz. Mert T. tavsiye etti, kendisine teşekkürü de borç biliyoruz.
- Friendfeed'de: "sanal sex denilen hadise ki ben sex olarak göremiyorum:) aldatmak sayılır mı? tartışma konusudur merak buyururum..." dediler 4 saat önce, 60 yorum oldu ama bir yorum vardı; çok beğendim, ahanda buraya da koydum.
"Bir ilişkiyi özel kılan her türlü aktivitenin 3. şahıslarla paylaşılması aldatmaktır efenim.. İçini nasıl doldurursanız dolduruverin artık :))" - Ö. Taylan Tuğut
09/09/2009> Yağmurlar yağsın dedi bulut ve düştü ilk damlalar. Gece balkonda otururken manzaramdaki tepenin arkasından çakan şimşekler giderek artan rüzgarla birleşti. Adım adım geldi yağmur giderek artan şiddetle rüzgarla, fırtına oldu. Sonra elektrikler gitti ve kısa devre yapan nakil hattının kıvılcımlarla gerçekleşen kısa devresi her yeri karanlığa gömdü. Sonrası karanlık. :)
"İnsanlar temelde 4 özelliğe sahiptir;zeki veya aptal,hırslı veya tembel.
Aptal ve hırslı olanlar tehlikelidir,ben onlardan kurtulurum.
Aptal ve tembel olanlara önemsiz görevler veririm.
Zeki ve hırslı olanlarını ekibime katarım.
Zeki ve tembel olanları ise kumandan yaparım..." diye muhteşem bir söz sarfetmiş olan efsanevi alman generaldir.
Dead Man Walking'i izledim. Adventureland hoş bir gençlik filmiydi.
Ahmet Ümit'ten Kukla'yı bitirdim bu arada. Bir kitap daha iyi gelecek, başlayayım hemen.
İşler açıldı maaşallah, biletler arttı hayli.
Özellikle bizim piyanist ile, piyanolar, sonatlar, eserler, besteciler üzerine bir saatten fazla konuştuk, çok şey öğrendim kendisinden. En son notalarını getirdi, işte o çok ilginçti. Müziğin gerçekten matematiği var, notalara bakınca anlaşılıyor. Bu arada piyano bin sekiz yüzlerde çıkmış, ondan önce org ve klavisin varmış!
Hava döndü iyice, bende de kırıklık var. Bir de iyice geç saaatlere daha doğrusu sabahlara sarktı uyumam. Sabah ezanından önce uyumuyorum, hatta altıya kadar oturduğum oluyor.
Dolayısıyla yarından itibaren ufak ufak evi falan toparlamaya başlarım, bu gün bilgisayardan gerekli aktarımları falan yaptım, kaldı kıyafetler ve eşyalar.
Saçlarım uzamaya devam ettiler, ve kıvrılmaya başladıkları döneme gelmiş bulunuyoruz. Uzatır mıyım tekrar çokça? Sanmıyorum, biraz daha bırakır sonra kısaltırım yine, lakin özlemişim uzunca saçı, hoş oldu.
Dün gece süper kahraman hikayeme biraz eklemeler yaptım.
Mert aradı bu gün, hadi Cuma'dan Kaş'a gidelim, dedi. İçim gitti ama işe olan saygı? LD gelsin olmadı onunla kaçarız belki.
29/08/2009> Yarın, 30 Ağustos Zafer Bayramı
Tarih: 30 Ağustos 1922
Anlamı: Türkiye Cumhuriyeti'nde her yıl 30 Ağustos günü Büyük Taarruz'un galibiyetini ve düşman birliklerinin ülke sınırlarını terk ettiğinin sevinci olarak kutlanan Türk milli bayramı.
Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayramıdır. Her yıl 30 Ağustos günü kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder. 30 Ağustos aynı zamanda Başkomutanlık Meydan Savaşı'nda düşmanın çember içine alındığı tarihtir.
Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir'de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur. Zafer Bayramı, tüm yurtta törenlerle kutlanır. Devlet erkânı ve bir çok vatandaş, Ankara'da Anıtkabir'i, diğer illerde de anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, Mustafa Kemal Atatürk'e, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere şükranlarını sunar. Hemen hemen her yerleşim yerinde, askerî birlikler geçit törenlerine katılır. Ayrıca dış temsilciliklerde de çeşitli kutlamalar yapılır. 30 Ağustos günü, Türkiye'de resmî tatildir.
Her yıl, Kara Harp Okulu bu tarihte mezun verir. Tüm subay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olur.
27/08/2009> Bu gün İsveçlilerle tanıştık, iki yaşlı çift. Bir çift tsunamiden kurtulmuş, şu geçen yıllarda olan felaketten, iki gün önce bir keşiş gelip bizebu bilezikleri takmıştı, kötü şeyler olacak, bu sizi koruyacaktır diye, ondan yaşıyoruz dediler, sonra adam göbeğini gösterdi, aortundan ameliyat olmuş, bak dedi, tsunami bir, aort iki, üçüncüde gittim! :)
Diğer çiftin adamı ise askeri teknisyenmiş, on yedi sene her gün devriye gezdim dedi, telsiz dinleyiciymiş, deliydik, çok deliydik; rus hava sahasını ihlal edeceğiz, radara da yakalanmayacağız diye denizin na şöyle beş karış üzerinden uçardık, hatta bir kaç sefer dalgalara sürtünüyorduk diye anlattı (hadi len mat, "na şöyle"yi nasıl söylesin adam ingilizce derseniz ben de size "hadi len" derim, "anlam çevirisi yapıyoruz burada" derim, oldu mu? :).
Bu arada yetmişini aşmış insanların şakır şukur ingilizce konuşması da hoştu tabii ki...
Günlük Sayfaları



Recent comments
12 weeks 5 days ago