Nikolay

Ara sıra iş arkadaşları Nicholai’yi de partilerine ve gezilerine davet etmeye çalışıyorlardı.

Onların iyi niyetli tenezzül olarak gördüğü bu hareketin, Nicholai tarafından küstah bir eşitlik diye değerlendirileceği akıllarını ucundan bile geçmiyordu.

Nicholai’yi asıl sıkan onların bu eşitlik iddiası değildi. Kültürel bir karmaşıklık içinde bulunmalarıydı. Amerikalılar hayat standardını, yaşamın kalitesiyle karıştırıyorlardı. Fırsat eşitliğini örgütleşmiş beceriksizler ordusuyla, ataklığı cesaretle, sertliği erkeklikle, özgürlüğü serbestlikle, çok laf etmeyi canlılıkla, eğlenceyi zevkle karıştırdıkları gibi. Bütün bu karşıtlıkların sonucu olarak da tabii adaletin yalnızca eşit olanlar arasında eşitlik sağlayabileceği gerçeğini göremiyor, herkes arasında eşitlik sağlayacağı hayaline kapılıyordu.

( It was not their irritating assumption of equality that annoyed Nicholai so much as their cultural confusions. The Americans seemed to confuse standard of living with quality of life,  equal opportunity with institutionalized mediocrity, bravery with courage, machismo with manhood, liberty with freedom, wordiness with articulation, fun with pleasure - in short, all of the misconceptions common to those who assume that justice implies equality for all, rather than equality for equals.: )

Maddesel varlıklara ilgi duyan, güzellik karşısında şaşalayan, kendi ideolojilerinin en iyisi olduğuna inanan, olgunluktan uzak, kavgacı, ve çok tehlikeli insanlar. Asıl tehlike, kötü niyetli olmalarından çok, bir hata yapabilmelerinden çok, bir hata yapabilmelerinde yatıyordu. Dünyayı yok edebilecek olanın Machiavelli değil de Sancho Panza olabileceğini anlamak garip bir duyguydu doğrusu.
Shibumi / Trevanian