maltıok


bu ham dünyada zoraki bir söz gibi sevgim. sevsem sana yazik, sevmesem incinirsin.

-

'beni yönlendiren 'acı' oldu. benim hayatımda hep bir acı vardı; hep acıdan yola çıktım. çok fukara bir çocukluğum oldu benim... sevgisiz üstelik... bu yüzden kendimi hep garip bir leke gibi gördüm bu dünyada; ama tertemiz zamanlardan kalma bir leke...' diyen biridir


 
yıldızlı bir gece,ay da vardı;
sen gülümseyince,
yüreğimde bir balık oynadı.

 
çıkarıp yavaşça yüreğimi göğsümden,
sildi bir lambanın isli şişesi gibi
yumuşak tülbentini geçirerek içinden.

yeni ölmüş birinin gözlerini örter gibi,
siyah uzun saçlarından
usulca geçirdim üzgün elimi.
 
1941 bergama doğumlu şair ve hatta ressam, ayrıca felsefe öğretmeni. dtcf felsefe mezunu.
şiirlerinde çokça güvercinleri kedileri, hüzünleri kullanır.


yangınları da anlatırdı, sivas katliamından sağ kurtulan tek kişi oldu, ama komadan çıkmadı, 9 temmuzda bıraktı gitti.

...üstüne yıldızlar yağsın...
 
yaşamak görevdir yangın yerinde
yaşamak insan kalarak..

 
kiminin dikenleri vardır,
katlanamaz üstüne.
hep dikine durur
delmemek için gövdesini.

kiminin yoktur bir tek kemiği,
doğrulamaz ayaklarının üstünde.
ona göre varsa yoksa kendisi,
dürülüdür ütülü bir mendil gibi.

ben eğilmem gündüz ama,
geceleri kanatırım kendimi.

 
acılarla sorularla

neden kedi seven
bir insan
olduğumu
biliyorum da
kedisiz ve sevgisiz
getiriyorum
yaşadığım günlerin
yaprak döken sonunu?

 
anısına fazıl sayın oratoryo bestelediği ve 31. uluslararası istanbul müzik festivalinin bu eserle son bulacağı şair. (bkz: metin altiok oratoryosu)

 
uzandım usulca cigarama;
yavan ömrüme katık.
ben o gün öldüm gülüm,
bir daha ölmem artık.


bedenim üşür, yüreğim sızlar.
ah kavaklar, kavaklar...

beni hoyrat bir makasla
eski bir fotoğraftan oydular.

orda kaldı yanağımın yarısı,
kendini boşlukla tamamlar.

omzumda bir kesik el,
ki durmadan kanar.

ah kavaklar, kavaklar...
acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.

 
bir acıya kiracı isimli eserinde tüm şiirleri bulunabilir, yapı kredi yayınlarından çıkmıştır.

 
ölümü tastamam ezberledim de geldim,
dilimde bu buruk türkü tadıyla
bilmem ki burdan nereye giderim.

sonunda kendime bir top yangın edindim,
soluğumla besledim dudağımın ucunda.
ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla.
koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,
adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya.

 
sen gel bu oyunun kuralini degistir.
mutsuzluk ceza degil ehven bir istir..

 
''kara dumanla yandın
kara düşüncelerde tüten...''
 
bu şiiri kızı ölümünün 7.yılında gazeteye ilan olarak vermişti.daha önce biliyordum ama hiç bu kadar içim parçalanmamıştı...

"kana gazel"

kandır can veren kan dökenin de gövdesine
delik deşiktir uykusu, kan damlar döşeğine

sofrasında ekmek kanar bölününce sımsıcak
kan sızar su testisinden, ince ince dibine

kan döken kurtulamaz eline bulaşan kandan
sinekler üşüşür bıraktığı parmak izlerine

silinmez hiç bir şeyle, akan insan kanıdır
toprak bile içemez, sindiremez onu kendine

sen söyle altıok metin, dökülen sıcak kanı
ki kan sıçrasın senin de incinmiş şiirine

 
şimdi benim buzdan bir döşekte
üç büklüm olmuş zavallı sevdam,
üşüyorsa ölesiye yalnızlıktan;
bil ki senin hep böyle güvensiz,
yaşamdan korkar oluşundan...

çok yoksulluk çektiği söylenir. ilerici olmanın, ozanlığın zulüm gerektirdiği bir ülkede kısacık yaşamış unutulmaz sanatçı.. 
 
bu ham dünyada zoraki bir söz gibi sevgim.
sevsem sana yazik, sevmesem incinirsin.


sevgimiz bir tastir yarisi gömük topraga;
kaldirsan böcekler görürsün altinda.
heybesinde yılan
işaretleri,
baldıran zehiri
yüzüğünün içinde
ve yanında
kav taşıyan ben;
tekinsizim size göre
ibret için yakılması gereken


.............hadi..............

....bir.........................
...kirik........................
..yurek.......................
....var........u kefesinde
terazinin b.................
............hadi...............
kuslar kondur digerine 

dipdiridir yuregin
mazgalin uzerinde kalan
dokulurken kullerin
artakalan yanginindan.
 


bu yaşa geldim içimde bir çocuk hala
sevgiler bekliyor sürekli senden
insanın bir yarısı nedense hep eksik
ve o eksiği tamamlayayım derken
var olan aşınıyor zamanla
anamın bıraktığı yerden sarıl bana
anılarım kar topluyor inceden
bir yaşam gibi geçmişin üstüne
ama yine de bir unutuş değil bu
sızlatıyor sensizliği tersine
senin kim olduğunu bile bilmezken
sevgiden caydığım yerde darıl bana

 
"sorular sordum sormamam gereken
kendime bir kefen biçtim kendi tenimden"
"toprağın da vardır bir kişiliği
her insanın nasıl bir iklimi varsa
bir toprağı anlatmak değil mi ki,
bir insanı anlatmaktır biraz da " *

 
şiirinde "neden hep boş bir bardağa yüksünmeden boyun eğer sürahi?" diye sormuş şair. sahi, neden?

 
"bütün pislikleri ortaya çıkardığından,
aşıksam nefret ediyorum yaşamaktan."

 
yenibir ulke yoktur
diyor unlu sair*;
ne de yeni denizler
nereye gitsen bu kent,
seni pesinden izler.
ama gitmektir benim
yenilmezligim dunyada
ve ben durmaz giderim
bu can tende durdukca

 
insan kirlenmesi

koca derya kirlenir mi hiç! akarsu pislik tutmaz. işte size kulağınızda yer etmiş çocukluğumdan kalma bazı sözler. o zamanlar bu sözlere tartışılmaz doğrular olarak bakılırdı. ama günümüzde koca derya bakın nasıl da kirlendi. akarsu pislik tuttu alabildiğine. çevre kirlenmesi öyle büyük boyutlara ulaştı ki, bu konuda en duyarsız kişileri bile kaygıya düşürdü. kirlilik önlem alınması gereken en yaşamsal sorunu haline geldi dünyamızın. bugün aklı başında herkes çevreyi koruma konusunda yıllar önce gösterilmesi gereken bir duyarlılığın bayraktarlığını yapıyor. zararın neresinden dönülürse kardır ama, böylesine küçük bir kar payıyla dönülen zarar görülmemiştir herhalde.

çevre kirliliğini önemsemediğim ya da hafife aldığım sanılmasın sakın. ama bu yazının konusu çevre kirlenmesi değil. bir bakıma ondan daha vahim sonuçlar doğurabilecek olan, henüz tam fark edilememiş, bu nedenle de önlemi alınmamış başka bir kirliliktir. geleceğe olduğu kadar, geçmişe de yönelik bu kirliliğe ben "insan kirliliği" diyorum. düşünsel ve duygusal planda beşeri diye bildiğimiz hemen her değerin içini boşaltan ve bu değerleri anlamsızlaştıran insan kirliliği, bir yandan geçmişi silip unuttururken, diğer yandan insan ne getireceği belli olmayan karanlık bir gelecek hazırlamaktadır. bugün toplumun büyük çoğunluğu giderek artan bu kirlenmeyle iç içe yaşıyor.

sözünü ettiğimiz bu insan kirlenmesinin kaynağı insanın öz değerlerine yabacılaşmasıdır. ama burada faturayı bireye kesmek insafsızlık olur. çünkü yabancılaşmanın temelinde, insanın toplumsal yaşam içinde yürekten inandığı değerlerin geçerliliğini yitirip erimesi yatmaktadır. yani sorun bireysel olmaktan çok toplumsal bir düzen kirliliği olarak çıkmaktadır karşımıza. işte bu düzen kirliliği, içindeki insanı da kirletmektedir. emeğin değil paranın para kazandığı, dürüstlüğün değil sahtekarlığın prim yaptığı bir düzende, insandan saf ve temiz kalması beklenemez. çünkü herşeyden önce, karnını bile doyuramayan, emeğine yabancılaşan insana kirlenmekten başka yol kalmamaktır.

"tanrı olmasaydı herşey mübah olurdu" diyor dostoyevski. işte günümüzde, bize özgü ilkesiz bir pazar ekonomisinde yaşanan budur. gerçi tanrının varlığını yadsıyan yoktur ortada. ama mukaddesatçıların da katılımıyla gerçekleştirilen bir by-pass operasyonuyla tanrı sanki devre dışı bırakılmış gibidir. çünkü herşey garip bir biçimde mübah olmuş, en utanılacak işler bile herkesin gözü önünde yapılmaya başlanmıştır. işte böylesine çarpık bir çıkar ortamında aşk bile alınır satılır olmuş, insan onuruna fiyat konmuştur. artık insanlar kaygan bir zeminde birbirlerinin ayağını yerden kesmek için itişip durmaktadır. yani insan kirletilmiş, dahası bunun iyi olduğuna inandırılmıştır.

sözün burasında medyaya bir atıfta bulunmak gereği vardır. çünkü medya bu kirlenmenin en büyük destekçisidir. televizyon kanalları yarışma programlarıyla, 900 900'lü telefon hatlarıyla insanı küçültme ve kirletme yarışına girmişlerdir. her gün yüz binlerce ali'den topladıkları paranın bir kısmını verdikleri veli'lerle halkın önünde bir kurtarıcı edasıyla çıkan bu kanallar, bir yandan milyarları bulan cirolarıyla keselerini doldururken, diğer yandan kirlenme sürecinde üstlerine düşen görevi yapmanın sinsi keyfini yaşamaktadırlar. şu bir gerçektir ki, günümüz insanı medyaya çok gafil yakalanmış ve şimdiye kadar hiç görmediği bu tuzağa biraz da gönüllü olarak düşmüştür.

işte burada aydına düşen görev... boş versenize; hangi aydın, hangi görev! o aydın bugün medyada kendine yer açmaya bakıyor.

 
şu rüzgarın söyledigi ve agacın duydugu hiç
ölçü olsun da kendine bir de öyle deger biç
kanatlanma boşuna ko üfürsün yel seni

 
bekliyorum bir kapinin onunde
cebimde yazilmamis bir mektupla....

 
"insan usul usul ölmek için gelir dünyaya.
başlar her gün biraz daha insan olmaya.
ve ölürken usul usul ne tuhaf;
aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya."

 
"aşk da kirlenir elbet insanla birlikte" deyip, "kendimi hep garip bir leke gibi gördüm bu dünyada; ama tertemiz zamanlardan kalma bir leke" dizesini ekleyen ileri görüşlü, şiirlerinde kendi özyaşamını sorgulayan has şair, nerdeyse her şiirinde kendiyle hesaplaşır, az da olsa kırgınlıklarını, serzeniş niteliği taşımayan isyanlarını yansıtır dizelere

"benim bu dünyada bir yerim olmadı,
kuytu gövdemi saymazsak eğer.
gövdem ki varla yok arası,
hem varlığa, hem yokluğa değer.
ama yüreğim hiç solmadı"

 
 
***yangin**************************deprem***
******lardan********************* lerden******
********geliyorum*********** geliyorum********
**************dedi *******dedi***************
************** adam**** kadin****************
********************ve**********************
****************dep** yan*******************
*************rem******* gin*****************
***********lere*********** lara***************
********gitti*****************gitti*************
*****yikik********************** yanik********

seklinde (ama hakikaten seklinde, hatta x seklinde) 'bir uyumsuz rastlasma' adli siirin de yazari buyuk sair. o yildizlari kenar susu diye koymadim. bosluk birakinca siir x seklinde gorulmuyor sozlukte.

 
behçet necatigil'in hakkında, "öz ve biçim kaynaşmasının, taze bir duyarlılığın başarılı örnekleri olan şiirleriyle kısa zamanda değerini kabul ettirdi." dediği.

"gözlerine derinden ne zaman baksam;
hep uzaklaşıp giden yalnız bir adam."

 
yol uzun, gece kara.
sevgi tasiyorum
gozlerim yana yana.
yugrulmus yuregim
tuz, biber ve kimyonla.

benim yeryuzunde
ah-u zarim var.

yol uzun, gece kara.
gulum benden uzakta
eski baharat yollarinda
gidiyorum, gidiyorum
tik nefes bir kamyonla.

benim yeryuzunde
arz-i halim var.

yol uzun, gece kara.
ben bu garip yolculukta,
cogaldikca cogaldim.
evvel bir idim
simdi milyonla.

 
"gördüm yaşarken vadesiz ölümümü.

ördüm de ilmek ilmek sırtıma giyemedim ömrümü"

 
üstadın yaşam ve ölüme bakışına örnek için;
(bkz: izin verin de)
 

 
su

su
ol
da
ak

ki
akla
beni *
 


kar var yaşadığımız günlerde
umutsuzluk çevremizi kuşattı,
kıtlık, kıran gündemde.
yine de ele güne karşı,
özenle saklıyorum yüreğimde
sana duyduğum aşkı
dört yanım kar içinde * *

 
 
bir deniz kabugunda
dalgalari duyanlar;

bos bir mermi kovani
sizce nasil uguldar !

 
 
ömrümce kendimi hep sözde buldum;
söz cehennemdi yanıp kavruldum.
yeniden doğdum kendi külümden,
ben anka’ydım konuşuldum.

yuregimden ciktim yola;
gul de geldi, zakkum da
pesimizsira aci,
beni, gulu, zakkumu
yolboyu kanata kanata....

 
__________________________"diger 36 ahker'e de"

bir şair merdivene tünemiş
bir elinde azı yanmış sigara
diğerinde temizlik fırçası

devlet godot'yu mu
bekliyor

acı'nın müebbet nöbetçi eczanesi
hint fakiri yatağı mı döşeği

ve ömrü azıcık yumuşasın diye mi
ciğerini her müddet alkolde
bekletti

bitlis'te beş minare bingölde altıok
beri gel cumhuriyet beri gel

cemal süreya'nın şiir ikiz kardeşi
kipat isimleri sakalları birdirbir
anneler üvey

-ve ömrümü basarım ki ölüme-

beraber giderlerdi sivas'a
süreya ölmeseydi evvela

bir şair merdivene tünemiş
bir halka bir zamana
bir yazgıya

avaz beyaz bir sancıda
tiklim tiklim susarak

o uykusuz türkçesiyle
sonsuzu deler gibi
bakıyor

ikitemmuzbindokuzyüzdoksanüç

benzin dökem kiprit çakam
kalem tutan eller
katip arzuhal'im yaz halk'a böyle

turnam bir cinneti şölen addeder
inemaz aşşağı döner ha döner

o şimdi ahker

ahker : sevgili altiok' un sozcuklerinden bulup cikarip hayata yarettigi bir sozcuk!.. sonmemiş, kül köz anlamini iceriyor!
 

 
sınadım kendimi karşılıklı acıyla,
ben hep ölüme ve aşka inandım.

 
dolanip duruyorum ortalikta.
kedim himbil, yaprak dokuyor cicegim,
rakim bir turlu beyazlasmiyor.
anahtarim guc donuyor kilidinde,
nemli aldigim sigaralar.
ne zaman bir dosta gitsem,
evde yoklar.
 

 
saclarimi taradim, toparladim ortaligi,
cay demledim senin icin
icimde bir terminal kalabaligi.
...
kapida sen ve tekir kedi;
sabah kederle cikarken evden,
bugunden optum yarin icin seni.
 
bir kabuk icinde
birbirinden ayrilmaz
(:)
ask ve aci yuregimde
ikiz badem icidir.

 

o'na göre aydın olmak kilit kavram. günümüzde aydın olarak adlandırılan kişilere inat, o zaman aydın olmayı şöyle tarif ediyor:

 

"sözcük anlamından yola çıkarsak 'aydın';aydınlanmış,kendini bilgiyle donatmış kişi diye açıklanabilir. ülkemizde aydın genellikle okumuş insan olarak bilinir ;ama okumuş olmak, kendini elinden geldiğince bilgi ile donatmak aydın olmak için yeterli midir acaba? söz konusu bilgi donanımı hangi seviyede olursa olsun, bu soruya verilecek cevap 'hayır!' olmalıdır. her ne kadar bilgili ve kültürlü olmak aydın olmanın yeter koşuluysa da yeter koşulu değildir.
"aydın olmaya giden yol muhalif olmaktan geçer.muhaliflik ise,tavır koyarak yapılır. doğru adına, iyi ve güzel adına yanlışın, kötü ve çirkinin üstüne gitmeyen kişi aydın değildir. türk aydını kimi muhaliflerin başına gelenden ürkmüş ve nemelazımcı bir konuma düşmüştür. bu konuma düşenler bir dereceye kadar bağışlanabilir; ama uzlaşmacı aydınlar... bu nasıl aydın olmaktır bilinmez. bunlar her türlü değere musallat bir kültür zararlısına dönüşmüşlerdir."
 

 
uyarılar

1. insan dediğin saçaktaki
güvercinin farkında olacak
ve bir çiçek açacak kendince.
bu aşk var ya bu aşk.

dikkat!
yangında ilk kurtarılacak.

2. sevmeye başlayınca birini
kendimi yıkıp yeniden kurarım
çünkü bu yeni bir aşktır
ve temeldeki yerini mutlaka alacaktır.

yabancılar için inşaata girmek
tehlikeli ve yasaktır.

3. bir akşam tek başınıza
bir otele giderseniz
içinizde yaralı bir aşkla,
ucuz bir otele ama temiz;

kıymetli eşyalarınızı
müdüriyete teslim ediniz.

 

bir yarım umuttur elimizde kalan

 

göğüslemek için karanlık yarınları..

http://www.milliyet.com.tr/...&date=26.05.2008&ver=19
 
 


hangi baş güzeldir bir kafatasından?
o bembeyaz yontudan eti soyulmuş.
bir kuytu loşluk yayılır göz çukurlarından
ki bütün kötülüklerden soyunmuş.
ne güzel durur bir konsolun üstünde.
sessiz,vakur ve yaşamış ömrünü.
konuşmayan yine de hiç hayatı üstüne.
ne övünür ne yerinir deyip kesmiş sözünü.
ben de isterdim kafatasım alsın yerini
bir kitaplıkta şiir kitapları arasında.
biri anlasın ürkmeden onun güzelliğini .
bir karanfil iliştirsin arasıra ağzına.
desin ki,iyi ya da kötü bu baş da yaşadı
sevdi,sevildi,ömrünü bir top kemikle noktaladı.
  

kendini ve şiirini şöyle anlatır metin altıok: ''beni yönlendiren acı oldu.benim hayatımda hep acı vardı.hep acıdan yola çıktım.çok fukara bir çocukluğum oldu benim...sevgisiz üstelik..bu yüzden kendimi hep garip bir leke gibi gördüm bu dünyada; ama tertemiz zamanlardan kalma bir leke...''
annesi melahat hanımın sevgisini göstermemesi kuşkusuz derinden etkiledi onu şiirlerinde de hissettirdi bunu.


bu yaşa geldim içimde bir çocuk hala
sevgiler bekliyor sürekli senden.
insanın bir yarısı nedense hep eksik
ve o eksiği tamamlayayım derken,
var olan aşınıyor zamanla.
anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

"yangınlardan geliyorum dedi adam
ve yangınlara gitti yanık
depremlerden geliyorum dedi kadın
ve depremlere gitti yıkık"

 
yıkıcılar geldi

ve evin yüzü burkuldu
bir kıpırtı vardı şakaklarında.
yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar.
kiremitleri topladılar birer birer.
tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri
ellerinde keserler.

anımsar mısın denize karşı oturmuştuk.
ikimizde arkamızı dönmek istememiştik kıyıya.
susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla.
iki sevgili vardı yan masada
umurlarında bile değildi deniz
alınları birbirine değecekti az daha.

yıkıcılar geldiler
çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını.
kör gözleri ve açılmış ağzıyla
kaldı temelleri üstünde umarsız ev.
sıra balyozlardaydı artık
çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için.

benim göğüs kafesimde bir iskete
iskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime.
sıçrayıp duruyordu ordan oraya
duyuyordum kıpırtısını içimde.
bir bulut geçiyordu senin gözlerinden.
oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsın göğünle.

yıkıcılar geldiler;
düştü gürültüsüyle yüzü köhne evin
göründü bazı odaları ve iç duvarları.
aynı renklerle boyanmış sofası, isli mutfağı.
bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden
eski bir yaşantıyı simgeleyen

çıkıp yürümüştük kıyı boyu
benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle.
oysa sen yürümeyi sevmezsin.
nasılda değişmişti görünüşü
yıllardır görmediğimiz kentin
yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin.

yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları.
yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı.
iş araçlarında artık
bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı.
ve temizleyecekler kazılan yerlerde
bizden kalan balçığı.

 

kimliksiz ölüler

 


1. öyle ak öyle ak ki teni;/ ipekten biçilmiş sanki...
duyulmamış bu yüzden/ üstünü örtmek gereği...
çırılçıplak, incecik/ sedyede bir kız cesed...
on parmağı boyalı;/ bulaşmış ıstampa mürekkebi...
bir kızım sağsa eğer;/ bir kızım morgda şimdi...

2. göğsü kana belenmiş,/ gözlerinde meneviş...
genç yüzünde bıyıkları,/ daha yeni terlemiş...
sabıka kayıtlarına adı/ yaşarken hiç geçmemiş...
iyi hal kağıdı bile/ alırmış isteseymiş...
akıl alır da dostum;/ yürek almaz bir tuhaf iş...

3. çoktan soğumuş gövdesi;/ ama elleri hala diri...
sağ avucundan geçmiş/ mermilerden biri...
gören bir göz olmuş/ sanki o mermi deliği...
bakıyor avucundan/ kısacık yaşam emeği...
sevmeyi deneseydiniz;/ bu yolu seçmezdi belki!

4. açacak yine baharda,/ dağlarda, koyaklarda...
adı yok bir çiçektir/ zulmün kara toprağında...
onun da bir sözü vardı/ bu gök kubbenin altında...
işte o öldü artık;/ bir yas bıraktı arkasında...
ve çağ dışı bir korku/ hısıma, akrabaya....

5. yanında dağılmış kağıtlar/ ve tütün tabakası var...
bir bez parçasıyla/ ağzını tıkamışlar...
cesedini sırtüstü/ boyunca uzatmışlar...
bir deniz kabuğunda/ dalgaları duyanlar;
boş bir mermi kovanı/ sizce nasıl uğuldar!
 

 
dörtlükler’den
ömrümce kendimi hep sözde buldum;
söz cehennemdi yanıp kavruldum.
yeniden doğdum kendi külümden,
ben anka’ydım konuşuldum.
seninle aramızda
seninle aramızda yürek burkan
gazete haberlerinden önce;
benim keskin sirke kokan
mayalanmış öfkem var.