2010 Yaz Günleri Dudu Dudu Dilleri
Friendfeed'i herkese tavsiye ederiz! gidelim>
Günlük Sayfaları
en eskiden> Günlük -3 / Günlük -2 / Hasat -1 / Hasat -2 / ,- / Günlük
> bir öncekine

GT-R gördüm, hem de iki tane.
Saat aldım apansız. Derken kısa bir süre sonra Ferit aradı saat aldım diye!
Bu arada saat işte böyle ince olmalı. Taşıması, her baktığında görmesi, böyle zevkli olmalı.
16/07/2010> Yoğun bir hafta idi.
Öncelikle Honda'yı çarptım. Sonra Toggy'nin arabasına el koydum (ki Allah ondan razı olsun), sonra bir şekilde araba meselesini hallettim. Detaylar az sonra, yani aşağıda. :)
- Özgün (kız kardeşim olur) boşanmaya kesin karar vermiş bu defa, avukat ile görüşüldü, bizimkiler Milas'a gittiler, Adem ile anlaşıldı. Şimdi Özgün tayin isteyecek, oradan İzmir'e yerleşecek. Göreceğiz.
- Boğaç'ın babasının arabasını almaya gittik Finike'ye, ama Kemer'e gelemedik, Tekirova'da kaldık. Araba hararet yaptı!
- Fotoğraf makinem kazada flaşını kırdı. Memi'den aldım adres telefon, kırk dolar gibi bir paraya hallolur dedi adam.
Honda

Yerdeki asfalt kazınmış, öndeki araçlar düz asfaltta, tekerleklerinin tümü yerle temas halinde. Benim lastiklerim eski, yıpranmış. Aracın otomatik vites kutusu sorunlu. Manyağın biri 100. Yıl Bulvarının bir buçuk metrelik demir korkuluklarının üzerinden atlamaya karar vermiş. Salakadam o kadar yüksekten atlayamadığı için (çita mısın sen be adam) doğrudan yola düşmüş.
Dört araba önümde ilk fren yapılmış. Her seferinde biraz daha uzamış reaksiyon süresi. Ben ise her şeyden habersiz battı-çıktıdan çıkıyorum. Derken zınk diye durdu adam. Süratimiz otuz kilometre / saat civarında ve fakat duramadım tüm bu bileşenler sayesinde. Diyeceksiniz ki vurdun mu? Hayır, vuramadım! Çaatt! diye bir ses beklerken "harrrşş!" diye bir ses geldi. Öndeki Megan'ın tamponunun altına giriverdim! :)
Finike

Finike, daha öncede gittiğim ama bayıldığım bir yer idi. Eski bir rum köyüymüş çok önceleri. Basit, güzel ve kendi gibi bir yer. bir kaç ev vardı ki fotoğrafa geçirilmeyi hak etmişlerdi. İnsanlar çiftçi, o belli oluyor. Mesela FIAT servisine gittik, baba, oğul, kız; beraber çalışıyorlar ve ufacık ama iş yapılan bir yer.
Tolga ile gittik, arabasının kırk bin bakımını yapmaya gidiyordu ve ben de aracı teslim almak için gitmeliydim, denk geldi. Yolda uyudum zira çok uykum vardı.

Toggy'nin arabayı verdik. Gittik bir kahvaltı yiyelim dedik.
Neyse uzatmayayım, arabayı teslim edecek kişi geç kaldı. Tansiyon / yaşlılık / ruhsat
Ve aracı gördüm. İlk olarak ne kadar eski olduğunu fark ediş.
Ki ben bu kasayı çok severim ama bu araç çok yıpranmış.

Tamir


10/07/2010> Mangal yapıldı. Lezzet duvarı aşıldı. Toggy, Emine, ve ben vardık, bir ara da Aysel uğradı. Kemerli'lerin "kelebek" dedikleri bir et türü varmış, tavuk eti, fotoğrafı solda. Ben çok beğenmedim, sonuçta kırmızı etçiyim. Etleri marine ettim ve lokum gibi oldular; "hmm, offf, vay bee!" sesleri eşliğinde lüplüpledik etleri.
Arada yapmak lazım böyle işleri.
Araba almaya karar vermişken, Boğaç: "Babamın arabası var, onu verelim sana dedi. Her şey iyiydi ama kasko yokmuş!" olursa o arabayı, olmazsa kendime bir araba alırım. Olmadı motor alırım! :)
07/07/2010> Of! Ne çok zaman geçmiş son girdimden beri!
Fotoğraf makinesini iki defa düşürdüm. İçim acıdı!- Araba meselesi kangren haline geldi. Halil tatile çıktı. Biz de araba kiralamak zorunda kaldık.
- Kiralık arabanın üç gününe iki yüz lira ödedik. Clio Symbol; kötü bir araba idi.
- Honda geri geldiğinde bir gün daha vermeyecek, sonrasında vites kutusu için üç dört gün yok olacak araba.
- Bunun üzerine Ferit'e ben araba alayım bilader dedim.
- Bora bu fikrime çok kızdı.
Uğur (yan ofisteki sorumlu) MT-03 aldı siyah. Çıktım tepesine, boyu boyuma gidonu elime güzel oldu.- Bir deli daha başladı işe, adı Perihan. Fransızca deri piyasasının en iyi beş kişisinen birisi(ymiş, ben ne anlarım).
- Sıcaklar başladı, nem de ufak ufak gösteriyor kendini artık.
- Memi ile iyi samimi olduk.
- İnternette bir cümle arayan genç bir hanım kızımız Google üzerinden benim siteme düşmüş, tanıştık ve mesincır sohbetlerimiz başladı kendisi ile.
- Jameson aldım bir şişe. Geceleri yatmadan önce keyif, tek parmak viski içmek.
- Bu iki hafta boyunca diş arası fırçası + gargara + diş ipi kullandım diş etlerimi toparlamak için, temizlik yarım kalmıştı.
- Dün diş için gittim kontrole, bir kez daha diş temizliği yaptık ve bitirdik temizliği. Ama biraz daha işimiz kaldı, sol üst taraftaki dev birleşik üçlü dolgulardan ortadakini açacağız. Gürhan istemiyordu açmak ama orada sorun var, canım acıyor.
25/07/2009> Dün gece yağmur yağdı. Kararında, usul usul. O anda gelmemişti aklıma ama fark ettim yola çıkınca. Hava yıkanmış ve pırıl pırıl bir saydamlık içerisindeydi. Tam fotoğraflıktı.
![]() |
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Ay görülmeyi hak ediyordu. Yolda gökyüzünü izlerken ve Kemer'in gece yeşilini, Göynük ışıklarından sonraki düzlükte dayanamadım ve çektim arabayı yolun kenarına, şu kareleri çektim. "Şu" da bağlantı olduğunu fark etmediyseniz lakin yine de fotoğraflara gitme arzusundaysanız bari buraya tıklayınız.

Dün arabayı sanayiye Başkan Oto'ya götürdüm. Sürat ibrem çalışmıyordu, onu yaptırdım; otomatik şanzumanımı gösterdim.
Ferit ile kısa bir toplantı yaptık. Birikenleri aktardım.
Ayakkabıcıya uğradım, "Cenaze Nedeniyle Kapalıyız" yazısı beni düşüncelere daldırdı. Hayat, sığar mı bir A4'e?
Bunun dışında dün Foto Memi'ye girecekken arabamdan çıktığımda Aysel'i gördüm, yürüyerek geçti önümden. Çok üzgünmüş gibi geldi bana. Sonrasında aramayı düşündüm zira dokundu bana o hali adım atmakta zorlanırmış gibiydi. Gece tekrar düştü aklıma aramama kararı aldım.
Sebgi Delisi aradı dün, bir ara kahve içmek üzere sözleştik. kısa bir süreliğine gelmiş Antalya'ya.
Motomax.com.tr'den aldım üyeliği, ekledim listeye motor ihtiyaçlarımı.
Dealextreme.com'dan aldım üyeliği, ekledim listeye gereksiz bir ton ıvır zıvırı.
Dükkanı paspasladım hem de üç kere. İlk üçü simsiyah, sonuncusu gri idi suyun. Ne diyeyim, ne diyeyim?
İzmir'e gidemedim, Ferit gitme bu hafta dedi.
Gitsem iyi olurdu be!

22/06/2010> Halil ile Antalya'ya alış-verişe gittik. Bir şey almaya niyetim yoktu. Yine de iki fırsat yakaladım; değerlendirdim.: /Muda'dan lakost yaka turuncu, mor, turkuaz tişört; ve bir de babalar günü sebebi ile kırk fiyatı kırk liraya düşürülmüş Lotto beyaz spor ayakkabı. Ben istediğim sadelikte beyaz spor ayakkabı bulamıyordum fakat çok güzel denk geldi bu defa gerek aradığım modeli bulmak, gerekse alınmayacak fiyata bulmuş olmamız itibarı ile. Yalnız bu sene yine çok güzel gömlekler var Mudo'da mantıklı fiyatlara.
Eski gömleklerim vardı keten, o zamanlar bol bol alıyordum gömlekleri. Bir terzi buldum; daralttırdım. İki gömlek daraltma ve bir tane koltuk altında ufak yırtılmayı dikme toplamda on yedi liraya mal oldu, gömlekler de güzel oldu.
Diş ipini unutuyorum ama diş yüzeyi arası fırçasını kullanıyorum hep.
"Çömelen Devlet" demiş Özdil.
gün içi eğlencesi (1):
Bora says:
- benim ders cd sini yollamış bovaç, ona bi bakıyodum kafa sakinken
Mustafa A. says:
- aa bak o iyi olmuş
- gün içinde kafa bi dünya oluyo, şu an tıssss. esra bile uyudu, yarımada turu yaptık motorla; sızdı dönüşte
- iyi dönünce uyumuş, o motorda da uyuabiliyor yoksa!
yalnız gece vakti ada turu iyi olur be
- bi ara ses gelmedi uyudu sandım zaren evet, hava çok sıcak yalnız kask sırılsıklam oldupantolod a öyle
- yani yazın motor işi konforlu değil diyorsun
- ne kadar yazlık kıyafet de olsa bu sıcaklıklarda adamı pişiriyo
motor bacaklarıını arasında yanıyo bi de. ama yine de güzel, gündüz olmaz da akşam üstü ve sabah erken olabiliri
- ilginç geldi şimdi sen söyleyeyince. ne bileyim yaz ve motor iyi bir ikili diye bilinir ama demek adamı kavuruyor. bu arada arabayı değiştirdim, honda civic aldık bir tane rahat ettik
- abi zaten ben anlamıyorum, bu japonlar tık demez normalde, neden rent a car a bunları almazlar?
- kliması adam gibi klima, palio zaten soğutamıyordu içeriyi bir de psikopat gibi kafana kafana üflüyordu hem serinleyemeyip hem de hasta oluyordun bedavadan
gün içi eğlencesi (2):
yasmus says:
- dostum olurda haftaya çrşmba iznirdeysen toplanıyoruz
Mustafa A. says:
- deme!
n'oluyor? nümayiş mi var?
- dedim bile
- hele kardeşime! yoksa tesadüfmü etti
- ayaklanıyoruz
- hışşt, bak bi, evvela babalar gününü kutlayayım senin ben unutmadan
sonrada esenlik ve gönençle belirtmek isterim ki geliyorum len oraya! yeter artık bu kahpe düzene
- vay kardeşim çok incesin
teşekkürler umarım bende seno kısa zamanda kutlarım
- önümüze gelene bin tekme de yapacak mıyız, adam getireyim mi, Union Des Ecoles Française grubuna üyeyim Facebook'tan bulvar kapattırırım şerefsizim!
- hakkaten geliyormuydun
yoksa gazamı geldin
- bilader şaka bir yana zaten gelecektim motor ehliyeti işini halletmeye, isabet oldu gerçekten,
- süper oldu o zaman
18/06/2010> Arabayı değiştirdim bugün. Artık Honda Civic ile devam edeceğiz operasyona.
İki üç gündür hava feci derecede ısındı. Dayanması zor bu geçişlere ama Allah'tan ki henüz nem yok.
Yeni alışkanlığım ise diş arası fırçası, alacağın olsun dişeti çekilmesi, ne hallere koydun beni.
17/06/2010> Diş meselesi bitti. Dört dolgu, diştaşı temizliği, bir röntgen. Toplamda altı yüz lira gibi bir parayı gönül rahatlığıyla harcayarak diş sorunlarımı hallettim; Allah Gürhan'dan (diş doktorum) razı olsun.
Dün bir halk günü düzenledim ve Toggy ve Halil'i de götürdüm. Normalde Eda ve İlhan Abi de geleceklerdi fakat ne diyeyim? İnsanlar gerçekten garip. Tamam, bizi götür, isteriz. diyorlar ve haberbile vermeden kafalarında gitmeyebileceklerini düşünüyorlar olsa gerek, ben sorunca da: "Canım ben gelemiyorum, sonra gideriz." deyiveriyorlar. Yahu doktordan randevu aldık, tamam dedin; nasıl olur? Neyse insanlar işte deyip geçelim, asabımız bozulmasın. Yalnız şunu söyleyeyim, bir söz verdinmi tutarsın.
Şimdi durum şu: diş arası fırçası, diş ipi kullanmam lazım ki kullanacağım; zira dişlerimi kaybetmek istemiyorum.
Toggy'nin arkadaşı Dinçer var; bir internet kafesi var Aslanbucak'ta, arada ona gidiyoruz Toggy ile sohbet muhabbet, çay kahve. değişiklik oluyor ve ruhunu açıyor insanın. yalnız sabah kalkamıyorsunuz; o ayrı! :)
HDR'yi deniyorum fotoğraf makinem ile, sonuçları paylaşırım sizinle yakında.
İşler güçler iyi. Natalya adındaki yeni arkadaşımızın maaşallah'ı var.
---
- Yahu Özge, arkamızda mini club var bu bızdıklardan birisi ağlamaya başlayınca hepsi koro yapıp ağlıyorlar ne edeceğiz?
- Çok basit, mni clubcü kız, masanın üstüne çıkıp, onardan daha yüksek sesle ağlamaya başlayacak
çocuklar şoka giriyor ve susuyor
- hmm, bunu bir deneyelim
ben çaktırmadan birine hortumla su tuttum, işe yaramadı
- tecrübeyle sabittir
onlar domino taşı gibi işler çünkü, bir başladı mı sırayla hepsi ağlar
- aynen öyle oluyor yahu!
![]() |
![]() |
![]() |
| Gülümse | Club Med Beldibi Akşam Renkleri | Tiltshift, Club Med Palmiye |
![]() |
İnsanlar neden magazin konuşurlar? Çünkü herkes birileriyle konuşmak zorunda. Şimdi sanat konuşmak, hayat konuşmak, felsefe konuşmak için birikim gerek. Ama birisinin pipisinden kukusundan konuşmak zahmetsiz. Herkesin konuşacak bir şeyi olması oması için magazin olacak. [bunlar Okan Bayülgen'in bir aralar sanırım NTV'de yaptığı ve belirli aralıklarla programa aldığı, değerlendirmeler yapan bir adamın lafları. Uzun saçlı farklı ama kendine has giyimli bir adamdı bu adam, adı Levent'ti galiba, kendisini takip etmek; kitabı falan varsa okumak lazım aslında]
12/06/2010> Ehliyet dosyamız hazırlanmış; gidip İzmir'e almam gerekli. Bu hafta yapmayı istiyordum ama işler yoğun idi. Sanırım bu hafta da gidemeyecek ve haftaya bırakacağım.
Motor almak için sezon sonunu beklemek yerine bir kredi çekeyim, hemen alayım diyorum, ona da yakında karar vereceğim. Bu arada alacağımız motor Yamaha MT-03 olarak değişti son olarak.
Sercan'ı Kemer'e çektik zira Beldibi'nde Natalya adında bir hanım efendi başladı rusçacı olarak. Kendisi kırk - kırk beş yaşlarında ve sanırız Fransızlar dahil kontakt işin çözmüş durumdayız.
İzmir'i, Bora'yı, Boğaç'ı özledim.
10/06/2010> Yedim yedim balığı, onunla beraber balık harici deniz ürünlerini de: kalamar, ahtapot, deniz pilavı; akşam başladım kaşınmaya: ellerim pespembe, vücudum ona keza, bacak aram, koltuk altlarım, yüzüm şiş. Bu arada karnım taş gibi. Tam miğde kapağımın olduğu yer taş gibi oldu. Ne üstten ne alltan gaz çıkaramıyorum. İçtim iki soda yok arkadaş. Bir şey kasıyor işte miğdemi ki ben biliyorum ki bu kasan kalamar dolmadır. Fırat'ı almaya gittim: abi drakula gibi olmuşsun dedi. Kaşıntı, ama ne kaşıntı, gözlerimin için kaşınıyor. Aradım Batu'yu, ona daha önce olmuştu. Belirtiler tutuyor, git bir Telfast al rahatla dedi, olmazsa hastane bir iğne oldu bitti. Eczane arar iken Fırat bırak abi gel hastaneye gidelim dedi zaten yakınız. Gittik, doktor iğne verdi. İğneyi yedim, baktım popom kendine geldi; çıktım bir osurdum, oh sen sağ ben selamet. Sonrasında da ilacın etkisi ile olay bitti mirim!..
05/06/2010> Gürhan (dişçim), iğneyi biraz fazla batırmış olsa gerek, diş ağrısı değil de iğne ağrısı çektim dün dört beş saat kadar. Üst damağıma fazla batırmış iğneyi, üç dört saat gülemedim (sizi bilmem ama gülmek benim için önemli kuzum :)
Feysbüküne bir çok fotoğraf ekledim. Fotoğraf makinem geldiğinden beri bir çok fotoğraf çekiyorum ve bu fotoğraflar özellikle bu aralar yaşadıklarımla ilgili oluyorlar. Hatta bugün Umut ile konuştuk, fotoğraflarına baktım bugün, neler yapıp ettiğini izliyoruz, iyi olduğun belli dedi.
Boğaç ile görüşüp CBF 500 almaya karar verdik (yani o öyle dedi), sonra aynı görüşme içerisinde bana CBF alıyorum kızdı, "O paraya CBF alınır mı?" dedi. On milyar veriyorsan git BMW F650 GS al diye de payladı iyiden iyiye. Sonrasında Bora ile görüştüm. O da: "Bilader, sen deli misin? On milyara MT03 var yahu!" dedi. E ben de patladım artık: "Len siz deli misiniz? Bi biriniz arayıp azarlıyor, bi öbürünüz! Hasta mısınız len siz? Benim bir şey dediğim mi var? Yok, işin garibi bir de bütün gün Boğaç ile birliktesiniz?!?" diyerek azar durumunu eşitledim.
Yani efendim, işin özü odur ki haftaya Çarşamba gibi İzmir'e gideceğim zira ehliyetkursukadını aradı, dosyalar hazır; Esra ile trafik şubeye gidip ehliyetimizi alacağız. Sonrasında ise ben bir MT03 patlatırım. Peşin para yerine kredi almamı önerdiler zira on bin TL. için ayda beş yüz TL. etmeye taksitlerle iki senelik kredi almak mümkün. Sanırım kredi alacak ve bir iki ay sonra toplu para ile kapatacağım krediyi.
Bu gün Turkcell Gold Paket ile gelen 1GB internet paketini kullanmak üzere pilipis telefonumu kurdum modem olarak benim netbuka. Aynı zamanda Naturel Merkez ile uzak masaüstü bağlantısı için IP ve şifre de aldım; artık Palmiye'de iken kablosuzdan, dışarıda iken ise cep telefonundan net durumu olacak. Ayrıyetten (ne kadar sinir bir kelimedir!) bilgisayarıma bakım, yedeklemeve düzenleme işlemlerini gerçekleştirdim. Hatta şu an bir yandan bu metinleri yazarken diğer yandan defrag olmakta sürücüler.
02/06/2010> Sigarayı azalttım. Paketi arabada tutmayı beceriyorum artık. Bırakacak mıyım, bırakmalıyım. :)
Bugün sportif bir gün oldu. Sabah yüzdüm, öğleden az önce pinpon oynadım, akşama da basketbol oynadım. Şu an üzerimde tatlı bir yorgunluk var.
Fotoğraf makinemi pek bir beğenir oldum, habire fotoğraf çekiyorum.
30/05/2010> Yoğunluk, yoğunluk, yoğunluk. Ama mutluluk.
İşler güçler yoluna giriyor. Sercan okulunu bitirip geldi. Paşa Bey biraz daha iyi; rakamlar yükşelişte. Dolayısıyla "operation done". Yürümeyi becerdik, şimdi koşma zamanı ki Ağustos gibi uçurma hedefim var operasyonu; şimdilik her şey öngörülerime uygun olarak gitmekte. Yaptığım yenilikler beklenen farkları yarattığı için mutluyuz kıvançlıyız.
LD geldi. Fotoğraf makinemi getirdi. Üç yüz Avro verdim, hesap ekstresi gelince hesaplaşacağız lakin kalan on beş yirmi Avro bir şey olacak, onu da almam. Sonuç itibarı ile Türkiye fiyatından yarısı kadar daha ucuza geldi, onu bilirim! :) Tabiidir ki makine gelince fotoğraf çekmeye başladım ve makine tam beklediğim gibi güzel çıktı. Tek atış yaptık ama hedefi bulduk efendim.
Yalnız gözlük sipariş etmeyi unuttum; bir Oakley iyi giderdi. Bir daha ki sefere diyerek fazla üzülmedik. Netbukuma pil gelmedi. Ben de sattım kendisini uygun fiyata Paşa'ya, model yenileyecek ve dört ile altı saatlik pil ömrü olan bir modele geçiş yapacağım.
Soner bir telefon almış, telefona bastım kapanmamış, o da kapatmamış, kırk beş dakika konuşur gibi açık kalmış hat. O kadar asabım bozuldu ki vereceğimiz enayi parasına! Meğer Soner'in ucuz diye aldığı Çin malı iPhone'un huyuymuş bu durum. O kapamadan ben kapayamıyormuşum, e o zaman sen neden kapamıyorsun be adam!?
Club Med Palmiye'ye geçtim. Bir iki güne Fırat'ı da alacağım ve iyice rahatlayacağım.
Üzüldüğüm bir nokta: basket turnuvalarına katılacağım diye Reebok basket ayakkabısı siparişi verdiydim-miştim, kargodan gelene kadar turnuvaları düzenleyen arkadaşımız Floran (ki kendisine benim yüzümden Florasan, Fleur Hasan falan diyoruz, rahat durmuyorum! :) ayağını kırdı sezonu kapadı. Artık ben de giyemeden fotoğraflarını çektim (makine de yeni ya :) bakar bakar atamadığım ama içimde kalan turnikeleri, pasları, kesmeleri düşünüp avunurum. en iyisi ben bunları giyip koşayım, yapacak birşey yok! :P
Artık İzmir'e gidip ehliyetimi ve motorumu almak istiyorum. Hatta LD motoru on - on bir liraya gidermiş, kimbilir? Belki de Haziran sonu gibi onun BMW'sini alırım. Du bakalım?
Dün dolunaydı.
22/05/2010> Şunlar oldu:
- Bora aradı, Motomax'ta altmış liraya mont var dedi. Al dedim. Bilmiyorum aldı mı?
- Bir kısım eşyayı götürdüm Palmiye'ye ama daha geçemedim.
- LD'ye bir fotoğraf makinası (Canon Ixus), bir de LG'im netbukum için büyük pil sipariş ettim.
21/05/2010> Uyudum uyandım iyileştim! :)Bu arada pis hasta oldum. olmuştum. Bu gün öğleye kadar uyudum toparladım kendimi.
Palmiye'den aldık odayı. Bu gün bir kaç eşya attım. Yarın öbür gün geçerim Palmiye'ye artık.
18/05/2010> Hastayım, uyuyamıyorum; dolayısı ile kırıklık gitmiyor. Uyuyabilsem geçecek.
- Ehliyetten 98 almışım. Haziran'ın ikinci haftası gibi gidip ehliyetimi alacağım.
- Bora attaa Fethiye, Batu ile ayrı ayrı ikişer defa aradılar ama ben gidemedim hastayım zira yolu gözüm kesmedi.
16/05/2010> İzmir'e gittim - geldim.
- Toplamda dokuz yüz altmış dört kilometre yol yapmışım. Şu kadarını söyleyeyim, kimse Fiat Albea almasın! :)
- Giderken altı saatte gittim lakin dönüşte gaza biraz daha yüklenerek beş saat yetti. Genelde yüz yirmi km./saat ile seyrettim. Toplamda iki yüz milyon gibi bir para akaryakıta gitti. Yani demem odur ki İzmir'e git, eşyalarını al, bir gece kal, motor ehliyet sınavına gir, arkadaşlarını gör derken yorulduğuma değdi.
- Motor sınavı için diktiler bizi saat sekiz buçukta Balçova Migros'un yanındaki parka, saat on ikiyi yirmi geçe gibi girdik sınava, zaten bir tur attığımız için, o da parkın içinde, yedi kişinin sınavı yirmi dakika sürmedi.
- Boğaç da bizimle gelmiş idi, gerçi o kadar bekleyince sıkıldı ama bol bol fotoğraf çekti. Bu arada Esra doksan beş, ben doksan sekiz ile geçmişiz sınavı. Şimdi on beş gün sonra bir sorti daha yapıp ehliyetimi alacağım artık.
- Bora da İzmir'deydi bu arada, herkesi görmüş oldum iki günde. Bir ara Boğaç ben Bora oturduk, bana ER5 yada direkt MT03 almaya karar verdik. :) Hatta Bora ben bir MT03 alabilirim kendime dedi! Korkarım ciddi...

10/05/201> Arabamın sağ ön tekerinde sorun vardı, sesten anlamıştım. Gittim bu gün sanayiye, size daha önce anlattığım adama. Meğer efendim, sağ ön tekerimin fren diski erimiş. Bu ciddi bir durummuş. Siparişi verdik, yarına gelecek, sabah saat onda orada olacak ve değiştirteceğim her iki fren diskini (çift değişiyormuş da). Coupling dedikleri kadar güzel bir diziymiş; bir yerlerden denk gelirseniz mutlaka izleyin.
İş giderek oturdu, dinlenebilmeye başladım.
Dişçimi buldum, gideceğim. Diştaşı + dolgular kontrol.
Program şu: 13'ünde gece elemanları dağıt > 14'ünde işlerini hallet, eşyalarını arabana koy ve göreceklerini gör; gece kal İzmir'inde > 15'inde motor direksiyon sınavına gir, öğleden sonra çık yola dön Antalya'ya. > Gece elemanlarını dağıt.
Az kaldı unutuyordum: bu gün çok güzel bir çanta aldım. Netbukum şığıyor ve kendisi sert kalıplı bir çanta; Toggy'ye de istediği çantamı verdim dolayısıyla.
Bir kaset halkın iradesini değiştirebilir mi? Ne oldu o çok sevilen halkın iradesine peki?
26'sından beri 414 TL. akaryakıt (ki mazot!) ve 2100 km. yapılmış. Höh be bilader!
04/05/2007> Yoruldum bugün. Aslında yoruluyorum bir hafta on gündür iyiden iyiye. Öğlenleri dinlenme olayını da oturtamadığım için, daha doğrusu Beldibi'ne hala ikinci elemanı bulamadığımız için; bir süre daha yorulacağım anlaşılan. Bir iki gündür dükkanların ufak tefek ayrıntılarını hallettim. Kemer'de halledebildim hepsini Allah'tan, Antalya'ya gitmeme gerek kalmadı.
Bugün telefon başvurusunu da yaptıktan sonra; en sonunda arabamı yıkattırabildim. Sonrasında traş oldum. Ve Migros'a geçip Cecilia ile iş görüşmesi yaptım. Bu arada Galina da kendini tutamayıp ayakkabı almış. Cecilia gencecik, zenci, beş dil bilen bir hatun. Mozambik'li ve buralara okumaya gelmiş. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Türkçe ve Portekizce biliyor bu gencecik yaşında. Cecilia'yı beklerken 5M Migros'ta, Turkcell ilegörüştüm HTC Touch 2 almak için, zira ben kredi kartı kullanan birisi değilim. On dakika sürdü telefon görüşmesi veben sinirlendim; Fikret adlı görevlinin bir dediği bir dediğini tutmadı. Neyse Cecilia ile olan görüşmemden sonra Galina'nın arkadaşını almaya alana gittik (Galina kim? Elemanlarımdan biri). Tabii ki yoruldum Antalya trafiğine girip çıkınca.
Bu bızdık (mat buraya foto koy) uyuşuk uyuşuk yatarken dükkanın önünde, ben o dükkana beyaz çorap almaya girdim. Çıkışta biraz sevmeye kalkmamla kendinden geçmesi bir oldu! :) Nihayetinde böyle pozlarını çektik kendisinin.
02/05/2010> Bu gün Club Med Kemer'den çıkarken sincap gördüm. Yıllardır derdim bu Antalya'da, bir türlü göremedim şu sincabı diye, bu gün den geldik. Kıpır kıpır, ufacık, insana neşe veren bir hayvanmış sincap. Ben arabama giderken karşıdan karşıya geçmek istedi. Beni fark edince o ufacık ayaklarıyla panik içerisinde gerisin geriye döndü. Bir süre ağaca tırmanışını, yukarıdan pispis bana bakışını falan izledim. Kuyruğu beklediğimden ince olsa da doğa anayı bu yaratımından dolayı kutluyoruz! :)
01/05/2010> Club Med'in avantajlarından en sevdiğim tarafı iyi yemek yemeniz. Mesela geçenlerde bir parça pide aldım ve şaşırdım. Zira uzun zamandır, soğanı bu kadar az pide yemediğimizden olsa gerek, bu kadar et tatlı bir pide yemediğimizi fark ettim. :) Ayrıca burada kahve tek çeşit: Nespresso. dinamit gibi, fişek gibi, tokat gibi.
Sanırım bir ev arkadaşım olacak: Aybike adında bir hanım kızımız (26, Ankara) LD evinde atıl kaspasiteyi değerlendirmiş olacağız böylelikle (Ankara, ama Eskişehir'de okuyor). geçen Cumartesi günü randevulaşmıştık ama beni ekmişti, bu defa randevumuza geldi (belki geçen sefer dolayısıyla işittiği azarın etkisi olmuştur :) evi gedi ve beğendi. Kendisi de Göynük tarafında çalışıyormuş (Le Chateau de Prestige Oteli). sanırım evi tutacak zira onun için iyi bir fiyat politikası güttüm. dubleks farkı yok, evi benimle paylaşacağı için ise yarı fiyat verecek (başka parantez açmak istemiyorum).
Bazen Toggy'de kalıyorum, sohbet - muhabbet uyku tadında kısa ziyaretler oluyor, iyi de oluyor. Geçenlerde bir salata yapmış hatta Toggy, leziz ötesi idi.
Dün gece Club Med Kemer dükkanını açtık. bu gün ilk müşteriler gelecek klübe. Beldibi şimdilik biraz zayıf, bu hafta üç yüz seksen kişi gelecek (çoluk çocuk dahil) (ay yine parantez oldu). Bir iyi elemana daha ihtiyacımız var, görüşmelerimiz devam ediyor. Kafamızdaki elemanı getirebilirsek çok iyi olacak, sezon boyu rahat edeceğiz.
Sercan ve Fırat adındaki elemanlarım ile fransızca çalışıyoruz. Fırat bildiğinden telaffuz düzeltimi ve kelime haznesi, Sercan hiç bilmediğinden kelime yerine cümle temelli sistemde çalışıyoruz. Ben de ufak ufak deri terimlerini öğrenmekteyim.
Kurtlarla Koşan Kadınlar adlı kitaba başladım, ilginç ve gerekli. Gerçi daha ilk elli sayfadayım ama yine de iyi bir kitap olduğu belli.
Tropic thunder filmini izledim: len Bu Robert D. Junior ve Tom Cruise iyi oyuncular gerçekten. Film kötü değil, denk gelirseniz izleyin.
Arabamın sağ amortisörü patlak olmalı, bir ara baktıracağım.
Batu ile konuştuk, pek bir sıkılmış oteli yetştiremediği için, ama bu defazona olmamış en azından. bir ara, Mayıs'ın ikinci haftası gibi Bora ile kaçmayı düşünmekteyiz.
Sabah da evden çıkarken kapının kenarında köpek varmış
fark etmedim havvv!! dedi bir depara kalktım, o da benden beklemese olduğundan korkup depara kalktı
apartman bahçesini beraberce koşarak geçtik çok komik yanyana
ikinizede yazık,beygir gibi koşuyoruz.
Bahçe kapısından geçince o sağa ben sola açılarak koştuk güvenli mesafeye kadar gereksiz yere terledim sabah sabah
28/04/2010> Efendimm, artık çalışmaya başladım. Günlük programım şimdilik şu şeklide: her gün saat on iki de en geç, evden çıkacağım. Konyaalltı - Club Med Beldi (Beldibi), yarım saatten az sürüyor. Orada öğle yemeği yedikten sonra saat iki - iki buçuk gibi Club Med Palmiye'ye geçiyor ve akşam yemeğine, yani bu demek oluyor ki saat altı buçuğa doğru tekrar Beldi'ye geçiyorum. Zira Beldi'deki arkadaş şu aralar yalnız, dolayısıyla benim özellikle yemek saatlerinde ona destek vermem müşteriler ile temas kurmak anlamında faydalı oluyor. Sonrsında ise saat sekiz dokuz gibi tekrar Palmiye'ye geçiyorum ve dükkanı kapıyoruz. Galina adlı elemanımızı Kemer'e eve bırakıyor ve Konyaaltı'na evime dönüyorum. Bu aşağı yukarı her gün elli kilometre ve yirmi beş milyonluk motorin harcaması demek. 1 Mayıs'ta ise Club Med Kemer açılacak, orası ile Beldi'yi ben Palmiye'yi Ferit çekip çevirecek. , Bunun dışında tabiidir ki, daha ilk günlerimde olduğum için gözlem ve toplama aşamasındayım lakin iyi zaman geçireceğiz gibi şimdilik! :
Bunun dışında arabamın kontrol panelinde yanan ışık için tamirciye gittim bu gün. İlk yerde adam bayağı bir uğraştı ve sorunun fren müşüründe olduğu ortaya çıktı. Onda olmadığı için orada yaptıramadım. Borcum ne kadar dediğimde, at bir şeyler, bir şey yapamadık sonuçta dedi. Ben uğraştığı ve sonuçta arızayı ortaya çıkardığı için bir beş lira kendisine, bir lira da Durali adındaki çırağına verdim. Bu arada Durali on altı yaşındaymış ama bana on iki bilemedin on üç yaşında gibi gelmişti;üzüldüm.
Sonrasında ise daha da ilginç bir durum oldu. Oradan sanayiye geçtim ve bir tur attıktan sonra Minta yedek parça dükkanına yaklaşırken iyi giyimli bir bey ban buyurunuz, yardımcı olayım dedi. Arabam için fren müşürü aradığımı söyledim. Bir bakalım, onun iki fren müşürü var dedi, bir kaç soru ile durumu öğrendi ve girdi pedalların altına. Uğraştı, çıkardı, yandaki Minta'ya geçti ve ben o an anladım onun yeri ile Minta farklı iki yer, meğer adam bana yardımcı oluyor! Neyse girdik Minta'ya, sordu parçayı aldı, Benimki ikili imiş ama orada dörtlü varmış, bakalım uyabilir zira diğer ikisi ABS için, bu arabada ABS yok dedi, tekrar girdi pedallara, taktı, çıkardı, denedi; en son arabadan çıktı ve bana izahat verdi. Madem bu şekilde Antalya'ya gitmek istemiyorsunuz fren lambası olmadan, bunun burasını kesip kısaltırsam olur, ne dersiniz dedi. Siz daha biliyorsunuz, ustasınız; olur diyorsanız olur; yapın dedim. Bitirdi. Yalnız sizin bir lambanız daha yanmıyor dedi konsoldaki uyarı ışığına bakıp. Dedim o önemli değil, frenlerinki oldu, benim için yeterli dedim. Bir dakika bir bakalım dedi ve arabanın farlarını kontrol edip sol park lambamı değiştirdi. Bu kadar uğraşıp, kendinden park lambaasını değiştirip beş lira istedi, ve ben söylemeden, beş liralık bir fiş kesin dedi. Çok şaşırdım gerçekten. Benim için çektiği eziyetin, taktığı lambanın bedeli beş liracık mı? Siz buranın patronu musunuz diye sordum artık. Evet dedi. Elimi uzattım, eli kirli olduğu için bileğini uzattı, öyle yaparlar ya. Elini tuttum, benim için onurdur diyerek kendisini kutladım. Evet hislerim budur, kendisine de söylediğim gibi Kemer için fersah fersah ötede bir anlayış.
Akşam aklıma geldi; Sedat Bey'i aradım, kongrenin ses ışık salon, sahne işlerini yaptığımız bey efendiyi. Adrasan'daymış, onlara uğramak üzere sözleştik. Bir de Ayfer'i aradım, Çıralı'daki restoranı açmışlar; demek ki artık Çıralı'ya uğramaya başlayabiliriz.
Lusy Lusilla Vanilla Ankara'ya dönmüş anladığım kadarı ile, Toggy sorunca baktık Feysbükü'nden, yaşadığı sehir Ankara diyordu. Bunu garipsedim.
Güneş gözlüğü almam lazım. Sanırım İzmir'e eşya almaya gittiğimde Motomax'tan bir motorcu gözlüğü alacağım. Kitaplar bölümüne ekleme yapıldı. >
22/04/2010> Antalya’ya geldim; birkaç gün LD evindeyim. Arabayı yarın ya da öbür gün alacağız ve Ferit ile iki üç günlük sıkı çalışmadan sonra işe başlayacağım. Bu gün öğleden sonra Emrah’tan eve geçip dinlendim, uyudum biraz, sonrasında Spartacus, Fringe, birazdan Abbas Güçlü ile Genç Bakış’a bakar yatarım. Yarına ütü var, bir de spora başlayacağım; onu unutmamam lazım. Zira vücudum spor spor spor! diye bağırıyor. Göz doktoruna gittik. Gittimiştik aslında, lakin damla sıkacağım demişti doktor bey, Bora'nın arabayı Bodrum'a götüreceğim diye sıktırmamıştım. Velhasıl gittik ve damla ile muayeneyi yaptırdık. Mesele şu imiş: normalde (ki ben normal değilim, biliyorsunuz :) insanın gözü düzeltme yaparmış. Ve fakat bu düzeltme yirmili yaşlarda zirvede, yirmi beş yaş gibi ise azalarak düşmede, benim yaşımda ise alt seviyelerde olurmuş. Oysa otuz beş yaşında biri olarak bende anormal bir düzeltme var. Damladan sonra sol 1,50 sağ 2,50 numara hipermetrop çıktı ölçümde. Doktor bey de işte bu noktada şaşırdı. Gözlerinizin bozukluğu normal, damla ile fazla çıkar zaten ama yine de düzeltmeniz yaşınıza göre fazlasıyla iyi dedi. Gözlük verdi fakat 0,50 - 0,75 verdi. Yani bildiğiniz dinlendirici. Takıp takmamakta tereddütte kaldım. Zira takarsam düzeltme tembelleşecek ve gözlüğe devredecek bu işi. Yani gözlüğü devamlı takmam gerekecek, ki ben motora başlama kararı vermiş birisi olarak gözlük takmak istemiyorum. Üstelik yaz geldi ve güneş gözlüğü takmayı tercih eden (aslında ışığa hassasiyet sebebiyle onu da takmam gerekiyor ama :) bakalım kararı vereceğiz. Baran'ın sitesi için eklenmesi gereken beş yüz civarı fotoğrafı siteye yükledim ve lightbox sistemini etkinleştirdim. Gitmeden önce halletmeyi istediğim bir işti, ben üzerime düşeni yaptım; gerisini Boğaç yapacak; baktık olmadı şu an bir yandan da Dreamveawer kuruyorum, olmazsa ben yapayım gerekli yerleştirmeleri diye.
Ayıkla Fringe’in taşını!
(dizilere sardık da Fringe, Spartacus, Flash Forward, Pacific...)











Recent comments
12 weeks 5 days ago